Gürhan Gürses

Ah Bir Ataş Ver

Gürhan Gürses

1953'te Dumlupınar denizaltımız battı. Tatbikattan dönüyordu. Geçen hafta 73. ölüm yıldönümüydü şehitlerimizin. Unutmadık şehitlerimizi, rahmetle anıyoruz.

Dumlupınar'ı kaç gencimiz bilir? Kaçımız orada nefessiz kalanları hatırlar da çektiği her nefesi bu bilinçle tüketir? Kaçımız "Vatan sağ olsun." der öleceğini anladığında? Bugün, ülke Suriye'ye dönsün, Mısır'a benzesin diyen nevzuhur zatları görüp okuyoruz. Siz bile bile canınızı feda edebilir misiniz bu vatan için? Yüreğiniz ölümü kabullenip "Vatan sağ olsun." diyecek kadar büyük mü? Kolay olmadı bu vatanı kurtarmak. Bari üzerinde yaşarken huzur içinde vatan toprağının ihanet edip de menfaatiniz için satmayın vatanı. Unutmayın vatan toprağının altında kefensiz yatanı.

"Ah bir ataş ver cigaramı yakayım." ı kaç kişi bilir? Biz hariçten gazel okur, döner yine okuruz. Memleketin canını okuruz da tarihini okumayız. Kaç cana mal  olduğunu vatan toprağının, kaç bedene mezar olduğunu bilmeyiz. Yüreği yaslı ve gözü yaşlı değiliz de neyiz? Fatihamız bugün onların ruhunadır, duamız, şükranımız... Bu vatan size minnettar. Aldığımız her nefeste payınız, bu topraklar üzerinde verdiğimiz her nefeste hakkınız var.

1953 yılı… 3 Nisan'ı 4 Nisan'a bağlayan gece, Dumlupınar denizaltısı Ege'de katıldığı NATO tatbikatından geri dönüş yolunda Çanakkale Boğazı'ndan içeriye giriyordu. Sisli ve rüzgârlı gecede su üstü seyir yapan denizaltının rotası Gölcük'teki Denizaltı Komutanlığı Ana Üssüydü.  Acının ana üssü oldu Dumlupınar! Hüznün başkenti oldu, çaresizliğin de resmi...

“Ah bir ataş ver cigaramı yakayım
Sen salın gel ben boynuna bakayım." diyor ya türkü, Dumlupınar için yakılmıştır. Sevgilileri hayal edin kıyıda bekliyorlar bir umut diye. Eşleri düşünün, çocukları...  Canlar var batan denizaltının içinde, aşıklar var, babalar var.

Eve dönüş yolculuğundaki 86 denizci, kendilerine yeni bir görev verilinceye kadar Leylaları olan denizden ve gemilerinden ayrılıp eşlerine, ailelerine kavuşmanın heyecanı içerisindedir. Ne var ki saatler 02.15'i gösterdiğinde, Çanakkale Boğazı' ndaki Nara Burnu dönülürken Türk denizaltıcılık tarihinin belki de en acı kazası yaşandı. Dumlupınar, İsveç bandıralı Naboland şilebiyle Boğaz'ın orta yerinde çarpıştı ve battı. Sevinç hüzne döndü, yaşam da ölüme...

Gemi ve içindeki 81 kişi çıkartılamadı. 91 metre derinlikteydiler. Denizaltı battıktan sonra battığı yerin bulunabilmesi için aşağıdan bir haberleşme şamandırası fırlatmıştı. Şamandıranın içinden bir telefon ve bir yazı çıktı: “Dumlupınar burada battı, kapağı açın ve irtibat kurun!” İrtibat kuruldu gemidekilerle ama onları çıkartabilmek için yeterli teknik imkan yoktu o günkü şartlarda. Can pazarıydı. Aldığı yara sonucu batan ve manevra dairesinde yangın çıkan Dumlupınar'ın kıç torpido bölümündeki 22 denizci sağ kalmayı başarmış ve kurtarılmayı bekliyordu.  "Kurtaracağız sizi." deniliyordu denizaltında mahsur kalanlara, lakin çaresi yoktu. O derinliğe inilemiyordu ve akıntı fazlaydı.

"Uzun olur gemilerin direği
Ah yanık olur anaların yüreği
Ah çatal olur efelerin yüreği" Herkes ağlıyor ve dua ediyordu. 22 aslan parçası vatan evladımız göz göre göre ölüyordu. Sayılı saatleri vardı. Oksijenleri bitiyordu. Konuşmuyorlardı, sigara içmiyorlardı. Kurtarma çalışmaları da netice vermiyordu.

Dumlupınar'dan konuşma, ezan ve tekbir sesleri geliyordu. Akıntı çok güçlüydü. 80 metreye kadar inilebilmişti. O derinliğe kadar inen dalgıç yarı baygın yukarı çekilmişti. Gemiye ulaşmaya daha 11 metre vardı ama başarılamadı. Radyo ve gazeteler vasıtasıyla facia haberi kısa zamanda tüm yurtta duyuldu. Milli Savunma Bakanlığının yayınladığı yedinci ve son tebliğse tüm ümitleri tüketti: “Çanakkale’de Nara önünde batan Dumlupınar denizaltı gemisindeki personelin kurtarılmasından tamamen ümit kesilmiştir."

Hayattaki 22 aslan parçasına gerçek söylenir telefonla: “Gerekmedikçe konuşmayın ve sigara içmeyin." telkini yerine artık "Konuşabilir, türkü söyleyebilir ve arzu ederlerse sigara da içebilirler." denildi. Yürek yanmaz mı? Alper Tunga sagusundaki gibi yürek yırtılmaz mı şimdi?
“Ah vur ataşı gavur sinen ko yansın 
Arkadaşlar uykulardan uyansın"

Dumlupınar'daki  subay ve askerlerimizin son sözleriyse “Sizler sağ olun! Vatan sağ olsun! '' oldu. 72 saat daha hayatta kaldılar sonra "Ah bir ataş ver cigaramı yakayım." diyerek şahadet şerbetini içtiler.

30 Mart 2003'te Dumlupınar'a inen bir ekip fotoğraf çekmiş “Vatan Size Minnettardır.” yazılı bir onur plaketini de gemiye çakmıştır. Her yıl 4 Nisan' da İstanbul, Çanakkale ve Gölcük'te Dumlupınar şehitlerini anmak için tören düzenlenir ve denize yeşil çelenk bırakılır.

"Uzun olur gemilerin direği
Ah yanık olur anaların yüreği
Ah çatal olur efelerin yüreği"  

Vatan sağ olsun! Öğrenin tarihinizi ve kıymetini bilin bu vatanın. Ne olursanız olun; Sağ-Sol, Türk-Kürt, Alevi-Sünni fark etmez burada yaşıyoruz, burada yaşamaya devam edeceğiz ve  burada öleceğiz.

Denizin üzerinde Dumlupınar'ın silüeti, kulağımda “Ah bir ataş ver cigaramı yakayım.” var. Gözümde yaş,  dilimde dua, gönlümde hüzün ve aklımda bu ülkede yaşamanın haklı  gururu var.

Yazarın Diğer Yazıları