Gürhan Gürses

Bu Âlem De Geçer

Gürhan Gürses

Yolcu olduğun bu dünyada han kurup oturma. Sen de yolcusun han da. Heçmeyecek olan ne, sonu olmayan? Hiç ölmeyecekmiş gibi bu dünyaya asılmak da ne? Kiracı değil miyiz hepimiz? “İki kapılı han”da ebediyen kalacak olan var mı? Paylaşamadığımız ne? Tapusu bizde olmayan bir arsada neyi üleştiremiyoruz?

Acı da geçer, sevinç de… Gençlik de gider yaşlılık da… Bahar da biter, yaz da… Gece de yiter gündüz de… Derdin ne ey insan? Ey aciz mahlûkat sorunun ne?

Çivi çakanı gördünüz mü bu dünyaya? Zamkla tutulanı? Demir atanı? Ahirde tabutla gideni tanırsınız. Eli boş gideni… “İbreti âlem olsun diye tabutumda bir elimi açık bırakın ki insanlar görsün koca Süleyman bile öteye eli boş gidiyor.” diyen Kanuni hani? Kefeni emanet olanı… Eti kemiği çürüyeni… Yok bu kralmış, bu padişahmış, bu bilmem falan kişiymiş. Hatırlayan var mı gidenleri? Neyin davasını güder insan?

Sağ kurtulan var mı hayattan? Yok ben ölmeyeyim diyen… Daha vakit var ama… İşlerim çok... Ev alacağım... Araba… Şu makama geleceğim. Şuraya gideceğim.

Mecburi istikamet mezarlıktır, idrak eden var mı?
Dünya senin olsa ne yazar? Karun’dan zengini, Kanuni’den muhteşemi, peygamberden kıymetlisi mi vardı? Kalan var mı? Neyzen ne de güzel ifade etmiş serencamını insanın:
"Istırabın sonu yok sanma, bu âlem de geçer,
Ömr-i fani gibidir, gün de geçer, dem de geçer,
Gam karar eyleyemez hande-i hurrem de geçer,
Devr-i şadi de geçer, gussa-i matem de geçer,
Gece gündüz yok olur, an-ı dem âdem de geçer"

Bu da geçer, şu da geçer, o da geçer. Dün de geçti, bugün de geçiyor, yarın da geçecek. Açılan yaralar kabuk bağlayacak. Dökülen dişler tekrar çıkacak, bükülen beller düzelecek. Madem varolduk yok olmayı da öğreneceğiz. Kabul eden var mı? Geceler sabaha vasıl olacak, sabahlar da geceye…

Hiçbir şey sabit kalmaz; dert de biter, hastalık
da, salgın da… Her meşum gecenin ardında saklıdır kutlu bir aydınlık. Gök karardı mı yağmur gelir, yağmurdan sonra gökkuşağı olur, ondan sonrası günlğk güneşlik. Neden böyledir deme, hikmetinden sual olunmaz hakkın.

İnsan zorda kaldı mı anlar bazı şeylerin kıymetini. Yokluğa düşünce değerini bilir bir parça ekmeğin, bir yudum suyun. Afiyette olmanın ehemmiyetini hasta olunca idrak eder insan, özgürce gezmenin ederini karantinadayken fehmeder.

Ey bütün dünya benim olsun diyen! Mezarlıklar senin gibilerle dolu. Vazgeçilemez mi sandın kendini, ölmez mi zannettin? Vaktin geldi mi ne bir dakika önce ne bir dakika sonra dağı bağlasan duramazsın. Kökünden sökülür gidersin. Can kuşun uçar, bir ney gibi feryat figan içinde kalırsın. İbret al düşen yaprağa bakıp; kuruyan dala, çöle dönen toprağa…

Hangi şahın kafatasıdır mezarcının elindeki? Hani o şahan gözleri, o emreden dilleri niye suskun? Hükmeden beyinleri nerede? Bir kuru kemik torbasıdır kalan, o da zamanla rüzgârın önünde savrulup gidecek yitikler dünyasına.

Ey kendini beğenen insan!  Bir avuç topraksın. İsyanın nefsine olsun. Rabbine nisyanda olma! Talan olup gidersin can gibi.

Duanı eksik etme dudağında, tefekkürünü zihninde taze kıl her daim, rabbe olan aşkını kalbinde diri tut. Ne paradır sana şifa olan, ne makam, ne de şan şöhret.  Sadece bu dünyaya ait her şeyi terk et.

Malulen emekli olma imandan. 
Ayrılma düşsen de hak yolundan.

Yazarın Diğer Yazıları