Tüm hayatımızı bir ağ gibi çevrelemiş bir sistem düşünün; devletlerin, kurumların, toplumların ve bireylerin fikrî ve fiilî icraatlarını doğrudan şekillendiren devasa bir mekanizma... Bu çarkın bir dişlisi olma yoluna girdiğimiz andan itibaren, farkında olalım ya da olmayalım, varlığımızı ve en değerli hazinemiz olan zamanımızı bu sisteme devrediyoruz. Hayatlarımızı satın alan, bizim de fütursuzca sattığımız bir takas düzeninin içinde yaşayıp ölüyoruz.
Hiçbir yönüyle adil olmayan bir sistemden bahsediyoruz. Bir tarafta akılalmaz kâr oranlarına ulaşan dev şirketler ve ultra zengin bir azınlık; diğer yanda ise en temel insani ihtiyaçlardan mahrum, yaşam standartları çok gerilerde kalan geniş halk kitleleri yer alıyor.
Modern Din Kapitalizm ve Tanrısı Paranın Literatürü:
Kendi içerisinde kredi, borç, faiz, fon ve hisse gibi özel terimlerden oluşan devasa bir literatüre sahip olan bu yapı, üniversite kürsülerinden profesyonel hayatın her alanına kadar tüm medeniyet sistemini rasyonalize ediyor. Bugün karşımızdaki tablo; liberal romantizmle beslenen ancak adaleti kendi jargonuyla tanımlayan, sert bir kapitalist dünya düzenine dayanan yapıdır.
Bu hiyerarşinin en tepesinde ise modern zamanların yeni tanrısı duruyor: Para.
İnsanlığın ve gezegenin geleceğini hiçe sayan, insani değerlerden neredeyse tamamen muaf tutulmuş ve sistem içerisindeki anlamı bakımından sürdürülebilirliği tartışmalı bu "kutsal" güç, küresel kapitalizmin temel motorudur. Tüm bu tabloya baktığımızda gelinen noktada şu gerçek oldukça net: Küresel kapitalizm, dünyanın geleceği adına artık sürdürülebilir bir yol sunmuyor.
Motivasyon Problemi ve Gelecek:
Peki, bu düzenin devamlılığı neye dayanıyor? Bir tarafta borç sarmalıyla köleleştirilmiş bireyler, kitleler ve devletler; diğer tarafta ise bu sarmalı yönetenler... Karşımızdaki bu tablo; içinden çıkılması oldukça zor, köklü bir kötücül sistem!
Yine de bilinmelidir ki insanlık tarihi, kolektif bir keşif yolculuğudur. Bu yolculukta yaşanan her gelişme, aslında yaşanması gereken zorunlu ve deterministik bir sürecin parçasıdır. Kapitalist dünya medeniyeti dönemi de aşılması uzun vadede kaçınılmaz kaotik dönemlerden biridir. Olaylara bu perspektifle bakmak, bizi sistemin pasif bir kurbanı olmaktan da kurtaracaktır; zira anlamak, karşı durmanın ilk adımıdır.
Peki dünyayı bu sürdürülemez sistemin ardından ne bekliyor? Toplumlar, Post-Kapitalist dönemle birlikte daha adil bir dünyaya ulaşabilecek mi? Şüphesiz ki bu dönüşüm; ancak insanlığın yeni toplumsal değerler inşa etmesi, kolektif bir bilinç yaratması ve paranın ötesinde bir varoluş amacı belirlemesiyle mümkün olacaktır. Yani belki de planlı ve programlı yeni bir medeniyet projesiyle gerçekleşecektir.