İhsan Tarakçı

Abdullah Şekeroğlu'nun Ardından

İhsan Tarakçı

Bazı insanlar vardır; hayatın içine sığmazlar. Kalıplara girmez, sınırları sevmez, kendilerine çizilen yolları yürümek yerine kendi patikalarını açarlar. Sanat lisesi yıllarından yaklaşık yarım asırlık dostum Abdullah Şekeroğlu da işte böyle bir ruhtu.

Namıdiğer “Bozo” Sanat lisesinde jimnastik takımının kaptanıydı. Biz daha düz parendeyi zor atarken, o metrelerce ters parende atardı. Hayata attığı gibi…

Hep biraz farklı, hep biraz cesur ve hep biraz sınırların dışındaydı.

Onun en belirgin tarafı özgürlüğüne düşkünlüğüydü. Disiplin altına kolay kolay girmeyen, hayatı kendi ritmine göre yaşayan bir sanatçıydı. Bu yönü zaman zaman onu zorladı; hayatının bazı dönemlerinde iniş çıkışlar yaşamasına sebep oldu. Evliliklerinde ve özel hayatında yaşadığı kırılmalar da bu gelgitli ruh hâlinin izlerini taşıyordu. Ama bütün bunların ötesinde Abdullah, gerçek bir yetenekti.

Onu tanıyanlar bilir; özellikle mizah duygusu güçlü, gözlem gücü keskin, insanı birkaç cümleyle güldürürken düşündürebilen bir tarafı vardı. Bana göre hayatını daha disiplinli bir çerçeve içinde sürdürebilse, doğru kişiler tarafından yönlendirilip desteklenebilseydi Elazığ’ın Charlie Chaplin’i olabilecek bir sanatçıydı. Çünkü onda bu ışık vardı.

Ne var ki bazı sanatçılar hayatı planlayarak değil yaşayarak üretir. Onların yolu daha zor, daha çetin ama daha sahicidir. Abdullah da bu sahiciliğin temsilcilerinden biriydi.

Sanat ruhundan uzak bir zihniyet, özgür ve disipline sığmayan Abdullah gibi sanatçı karakterlerini anlamakta zorlanır —hele ki bu sanatçı bir komedyense— 

Mizahın hafif görüldüğü, güldüren insanın derinliğinin çoğu zaman fark edilmediği bir kültürel iklimde, Abdullah gibi sahici yetenekler, yeterince desteklenmez üstelik görmezden gelinir. Hatta değersizleştirilir. 

Bu acınası durum yalnız bir sanatçının kaybı değildir; aynı zamanda şehirlerin ve ülkenin kültür hayatının çoraklaşmasıyla birlikte insanı vahşi genlerini sönümleyen sanatın, sanatın alt kolları müziğin, resmin, heykelin, edebiyatın, tiyatronun, sinemanın da kaybıdır.  Hülasa, insanlığın kaybıdır.

Bugün geriye dönüp baktığımda, sanat lisesi sıralarından başlayan dostluğumuzun hatıraları zihnimde bir bir canlanıyor. Onunla aynı yılları paylaşmış olmak, aynı heyecanlara, aynı sevinçlere, aynı hüzünlere tanıklık etmek benim için her zaman kıymetli bir hatıra olarak kalacak.

Temennim odur ki, hiç olmazsa vefatından sonra onun adının yaşatılmasına dair adımlar atılır. Yitip giden bu değer, Elazığ’ın kültür hafızasında, sahnenin içinden gelen o özgür ruhlu sanatçı olarak hatırlanmaya devam eder.

Ruhu şad olsun. 

Yazarın Diğer Yazıları