İhsan Tarakçı

Kavşaktaki Köpek

İhsan Tarakçı

Antik çağın önemli Stoacı filozoflarından Chrysippus, mantığı anlatmak için şaşırtıcı derecede sade bir hikâye kullanır. 

Bir köpeğin hikâyesini…

Hikâyede bir av köpeği bir tavşanı kovalamaktadır. Tavşan bir noktaya gelir ve üç ayrı yola ayrılan bir kavşağa girer. Köpek de kavşağa kadar gelir.

Önce birinci yolu koklar. Tavşanın izi yoktur.
Sonra ikinci yolu koklar. Orada da iz yoktur.

Bunun üzerine köpek üçüncü yoldan koşmaya başlar ama bu kez koklamadan…

Çünkü aslında köpek, şu akıl yürütmeyi yapmıştır.
Av ya birinci yoldan ya ikinci yoldan ya da üçüncü yoldan gitmiştir.
İlk ikisi olmadığına göre geriye yalnızca üçüncü yol kalmıştır.

Chrysippus bu küçük hikâyeyi anlatırken şunu vurguluyordu. Akıl yürütme yalnızca insanlara özgü değildir; doğada da ilkel biçimleriyle görülebilir. Hayvanlar da bazen sezgisel bir mantık kullanabilir.

Ama asıl vurgu şudur.

İnsan aklı bu tür doğal sezgileri bilinçli bir mantık sistemine dönüştürebilir.

Bu hikâyeyi düşündüğümüzde insanın aklına ister istemez bir soru geliyor.
Günümüz insanı gerçekten bu köpek kadar sistemli düşünebiliyor mu?

Çoğu zaman seçenekleri koklamadan karar veriyoruz. İlk duyduğumuz habere inanıyor, ilk öfkemize teslim oluyor, ilk heyecanımızın peşinden gidiyoruz. Sosyal medya çağında düşünce çoğu zaman refleks hâline gelmiş durumda. Oysa akıl refleks değil, eleme sanatıdır.

Krisippos’un köpeği bize aslında çok temel bir şeyi hatırlatır:

Doğru karar çoğu zaman ne yapılacağını bilmekten değil, neyin yapılmayacağını anlamaktan doğar.

Hayatta yollar sık sık üçe, beşe, bazen onlarca seçeneğe ayrılır. İnsan her ihtimali deneyemez. Ama yanlış olanları sabırla elediğinde, geriye çoğu zaman doğruya en yakın yol kalır.

Bu yüzden düşünmek, biraz da yol eleme disiplinidir.

Günümüz toplumlarının büyük sorunu seçenek azlığı değil, ayıklama becerisinin zayıflamasıdır. Bilgi çoktur ama süzgeç zayıftır. 

Krisippos’un köpeği bir de şöyle seslenir bize…

“Her yolu denemek zorunda değilsin. Ama gördüğün izleri doğru okuyabilirsen, yol kendini gösterir.”

Belki de mesele insanın ne kadar bilgili olduğu değil ne kadar dikkatle, farkındalıkla baktığıdır. Çünkü bazen bir köpek bile üç yolun başında durup düşünür. İnsan ise bazen tek bir yolun peşinden sorgulamadan koşar.

Aradan iki bin yıl geçmesine rağmen bu hikâyenin hâlâ anlatılması boşuna değildir. Çünkü mesele köpeğin zekâsı değil, insanın düşünme alışkanlığıdır. Ve belki de en çok ihtiyaç duyduğumuz şey şudur:

Bir kavşağa geldiğimizde biraz durmak… Ve ilk iki yolu gerçekten koklayabilmek.

Yazarın Diğer Yazıları