İhsan Tarakçı

Kırık Taht

İhsan Tarakçı

“Bir tahtın sağlamlığı, onu yapan tahtadan değil; üzerinde oturanın adaletinden anlaşılır.”

Bir ülkede yıllardır boş duran eski bir taht vardır. Rivayete göre bu tahtta yalnızca gerçekten adil olan bir yönetici oturabilmektedir.

Şöyle ki, tahtın ilginç bir özelliği vardır. Eğer üzerine oturan kişi adil değilse, taht yavaş yavaş çatlamaya başlar. Yıllar boyunca birçok kişi bu tahtı dener. Güçlü komutanlar gelir, oturdukları anda tahtın bir köşesi kırılır. Zengin tüccarlar gelir, kısa süre sonra tahtın ayakları ayrılır. Bilgili olduğunu iddia eden kişiler oturur, fakat taht yine dayanmaz, çatırdamaya başlar. Ama tahtta oturanlar kabahati kendisinde bulmaz, eksikliği karşıya yükler. 

“Taht kusurlu” der.

Ve zamanla insanlar tahtın lanetli olduğuna inanmaya başlar.

Bir gün sade bir adam çıka gelir. Ne güçlüdür ne de zengin... Taht hakkında hiçbir iddiası yoktur. Sadece ülkenin daha iyi olması, iyi yönetilmesi gerektiğini düşünür.

İnsanlar ona güler:

“Bu tahtı kimler denedi, sen mi başaracaksın?” 

Adam sessizce tahtın önüne gider. Oturur. Taht tepki vermez, çatırdamaz, kırılmaz.  Adam oturduğu sürece taht sağlam kalır.

Çünkü o ülkede ilk kez biri tahtı kendisi için değil, ülkenin iyiliği için sorumluluk alır.

Tarih boyunca insanlar hakikati anlatmak için yalnızca kavramlara değil, hikâyelere de başvurmuşlardır. Felsefe tarihinde de pek çok düşünür, düşüncelerini anlatırken bu yönteme başvurmuştur.

Çünkü bazı düşünceler doğrudan söylenmekten çok, bir hikâyenin içinde yavaş yavaş anlaşılır. Bu tür hikâyeler yalnızca edebi bir anlatım değildir; aynı zamanda bir düşünme yöntemidir. Çünkü insan zihni çoğu zaman soyut fikirleri bir hikâye aracılığıyla daha derin kavrar. Bir kavram bazen bir cümlede anlatılabilir; fakat bir hikâye o kavramı zihinde canlı bir deneyime dönüştürür.

Yukarıda bahsedilen hikâye, iktidarın doğası üzerine evrensel bir soruyu ele alır. 

Güç mü insanı değiştirir, yoksa insan mı gücü anlamlı kılar?

Bu düşünce hem Doğu hem Batı siyaset felsefesinde önemli bir yer tutar. Özellikle Platon, yöneticilerin gücü istememesi gerektiğini; en iyi yöneticilerin, yönetmeye mecbur kalan kişiler olduğunu savunur.

İnsanlar çoğu zaman gücü elde etmeye odaklanır. Fakat bu hikâye farklı bir soruya daha işaret eder:

Gücü istemek mi daha önemlidir, yoksa onu doğru kullanabilmek mi?

Kırık taht bize şunu hatırlatır:

Bir insanın değeri, sahip olduğu güçle değil; o gücü nasıl kullandığıyla ölçülür.

Ve belki de en önemli gerçek şudur:

Gerçek liderlik, kendisi için değil, ülkenin iyiliği için sorumluluk almaktır.

 

Yazarın Diğer Yazıları