Hiç Bırakılmayan El
Gıyasettin Yıldırım
Aslında herkes dâhi olarak doğar. Bir çocuğun hayatı algılayış biçimi, henüz kelimeleri bile tam seçemediği o ilk yıllarda, ebeveyninin gözlerinde gördüğü yansımayla başlar. Çoğu zaman eğitimin okulda başladığını, karakterin ise arkadaş çevresiyle şekillendiğini düşünseler de asıl önemli olan, ev kapısından içeri girildiği an başlar. Ebeveynlerin, çocukları için başarılı bir konumda olmalarını istemesi en doğal hakkı fakat eğitimde önceliği; doğruyu, yanlışı, merhameti, vicdanı, adaletli olmayı ön planda tutmalı. Çocuklar söylenenlere kıyasen yapılanları daha çok örnek alırlar. Merhameti, sokaktaki bir hayvana dokunuşunda; adaleti, haksızlık karşısında doğru duruşunda, yapılan bir işin hakkıyla teslim edişinde görür.
Günümüzde ebeveynlerin çocuklar üzerindeki en büyük etkisi, ne yazık ki sadece onlara sundukları maddi imkânlarla ölçülmekte. Oysa bir çocuğun ruhsal gelişimi için pahalı oyuncaklardan, son model telefondan ziyade, ebeveynlerin yanında olması çok daha önemlidir. Çocuğun başarı ve başarısızlık anında karşılaştığı tepkiler, onun gelecekteki öz güvenini etkiler. Eğer bir ebeveyn, çocuğuna hata yapma şansı tanımazsa, o çocuk hayatı boyunca hata yapmaktan çekinen bir yetişkine dönüşmez mi? Aksine, düştüğünde elinden tutulacağını bilen bir çocuk, hayatı boyunca karşılaşacağı zorluklara karşı çok daha dirençli bir duruş sergiler. Bu güven duygusuyla büyüyen bir çocuk, önündeki hayatı boyunca kendi ayakları üzerinde durduğunda bile, o görünmez elin faydasını farkında olmadan ruhunda hissedecek. Aslında bu, bir çocuğun en büyük pusulasıdır.
Çoğu ebeveyn ne yazık ki gerçekleştiremediği hayalleri çocuğunun omuzlarına yüklemeye çalışıyor, aslında onun keşfedemediği yeteneğini elinden aldığının farkında bile değil.