Görünür Olma Çağında Görülmeyen Emekler
Merve Taşel Öztekin
Çağımızın en büyük arzusu belki de “görünür olmak.” Sosyal medya profilleri, başarı paylaşımları, kutlamalar, lansmanlar, ödüller… Herkes bir sahnede ve herkes alkış bekliyor. Görünmek, var olmakla eşdeğer hâle gelmiş durumda. Oysa bu ışıklı sahnenin arkasında, çoğu zaman adı anılmayan, fotoğrafa girmeyen, etiketlenmeyen emekler var.
Bir başarı hikâyesi okuduğumuzda genellikle sonucu görüyoruz; süreci değil. O noktaya gelene kadar yapılan fedakârlıklar, sabaha kadar süren çalışmalar, maddi-manevi destekler çoğu zaman görünmez kalıyor. Bir öğrencinin diplomasında ailesinin sabrı yazmıyor. Bir girişimcinin ödülünde, ona inanan ilk kişinin adı geçmiyor. Bir çalışanın terfisi, arka planda sessizce yük taşıyan ekip arkadaşlarını yansıtmıyor.
Ev içi emek ise bu görünmezliğin en somut örneği. Gün boyu düzeni sağlayan, bakım veren, planlayan, düşünen, hatırlatan kişiler çoğu zaman “çalışmıyor” olarak tanımlanıyor. Oysa bir evin ayakta kalması da ciddi bir organizasyon ve emek gerektiriyor. Üstelik bu emek ne mesaiden sayılıyor ne de takdirden pay alıyor.
İş hayatında da benzer bir tablo var. Projelerin arka planında veri toplayanlar, düzen kuranlar, krizi sessizce çözenler çoğu zaman sahneye çağrılmıyor. Alkış, çoğunlukla en görünür olana gidiyor. Oysa bir zincirin gücü, en zayıf halkasıyla ölçülür; en parlak halkasıyla değil.
Sosyal medya ise görünürlük algısını daha da keskinleştirdi. “Paylaşılmayan şey yaşanmamış sayılır” gibi örtük bir anlayış oluştu. Oysa bazı emekler paylaşılmaz; çünkü gösteriş için değil, sorumluluk için yapılır. Anne babaların gece uykusuz kalması, bir öğretmenin fazladan hazırlık yapması, bir sağlık çalışanının mesai bitse de hastasını düşünmesi… Bunlar çoğu zaman hikâye olmaz ama hayatın kendisini ayakta tutar.
Belki de asıl mesele, değer ölçme biçimimizi gözden geçirmek. Görüneni ödüllendirirken görünmeyeni unutuyor muyuz? Alkışlarken teşekkür etmeyi ihmal ediyor muyuz? Bir başarıyı kutlarken arka plandaki emeği anıyor muyuz?
Görünürlük çağında yaşıyor olabiliriz; fakat toplumları ayakta tutan hâlâ görünmeyen emeklerdir. Işığın vurduğu yer kadar, o ışığı taşıyan direkler de önemlidir. Eğer yalnızca sahnedekilere odaklanırsak, bir gün sahnenin kendisinin çöktüğünü fark edebiliriz.
Belki de yapmamız gereken çok basit: Daha dikkatli bakmak. Daha çok teşekkür etmek. Daha az karşılaştırmak. Ve en önemlisi, alkışın sesini biraz kısarak emeğin sesini duymaya çalışmak.
Çünkü her görünür başarının ardında, görünmeyen bir hikâye vardır. Ve o hikâye anlatılmayı hak eder.