Merve Taşel Öztekin

Kaybolan Duygu: Merhametimizi Neden Yitirdik?

Merve Taşel Öztekin

Günümüzde etrafımıza baktığımızda, insan eliyle yaratılan acıların, hızın ve rekabetin gölgesinde bir duygunun yavaşça eridiğini görüyoruz: Merhamet. Merhamet, sadece bir acıma hali değil; bir başkasının zorluğuna ortak olma, onu anlama ve el uzatma erdemidir. Peki, insanlığın en temel bağlayıcısı olan bu kıymetli duyguyu neden ve nasıl kaybettik?

Bu kaybın ardında yatan nedenler karmaşık olsa da, odak noktasında olan üç temel dinamiği inceleyebiliriz:

Hız ve Teknoloji Tarafından Yaratılan Duyarsızlaşma

Yaşadığımız çağ, hız çağı. Her şey çok hızlı tüketiliyor, duygular dahil. Sosyal medyada karşılaştığımız sayısız felaket haberi, bir "kaydırma" hareketiyle anında geçiştirilebiliyor. Görüntü bolluğu, duygusal bir aşırı yüklenmeye yol açıyor. Beynimiz, bu yoğun acı akışıyla başa çıkmak için adeta bir savunma mekanizması geliştiriyor: Duyarsızlık.

Ekrandaki savaş görüntüleri, yanı başımızdaki bir komşunun sessiz gözyaşları kadar gerçek gelmemeye başlıyor. Merhamet, yavaşlamayı ve kalpten hissetmeyi gerektirirken, modern hayat bize durmamayı emrediyor.

Rekabetçi Kültürün Dayattığı Bireycilik

Kapitalizmin ve modern şehir yaşamının dayattığı rekabetçi ortam, "Önce Ben" felsefesini yüceltiyor. Başarı, genellikle başkalarını geride bırakmakla eş tutuluyor. Bu, ister istemez bir "Hayatta Kalma Modu" yaratıyor. Eğer herkes kendi yarışı için koşuyorsa, başkasının tökezlediğini görmek, maalesef bazen bir tehdit yerine, kendi avantajımız olarak algılanabiliyor.

Merhamet, diğerkâmlık ister. Oysa modern bireycilik, bize kaynakların sınırlı olduğunu ve merhametli olmanın bizi zayıf düşüreceğini fısıldıyor. Bu kültürel kod, bizi ortak insanlık paydasından uzaklaştırarak, sadece kendi "dar çemberimize" merhamet göstermeye itiyor.

"Hak Ediyor" Yargısının Gölgesi

Merhametin önündeki en büyük engellerden biri, yargılama kültürüdür. Bir kişi zor bir durumdaysa, hemen şu soruyu soruyoruz: "Bunu hak edecek ne yaptı?" ya da "Bu onun kendi suçu mu?" Bu sorgulama, merhamet duygusunu devre dışı bırakır ve kişiyi insani bir durumdan çıkarıp, "cezayı hak eden" bir figüre dönüştürür.

Oysa merhamet, koşulsuzdur. İyi insanlara, kötü insanlara, hak edenlere ve hak etmeyenlere ayrım yapmaksızın yöneltilir. Merhamet, ahlaki bir not verme eylemi değil, saf bir insani tepkidir.

Merhameti Yeniden Hatırlamak

Merhameti yeniden kazanmak, dünyayı durdurmakla değil, kendi içimizdeki hızı yavaşlatmakla başlar.

Bilinçli Tüketim: Medya bombardımanına karşı bir duruş sergileyelim. Gördüğümüz acı karşısında hemen kaydırmak yerine, bir an duralım ve o durumun insani boyutunu düşünelim.

Küçük Eylemler: Merhamet, büyük kararlar değil; küçük eylemlerle beslenir. Trafikte yol vermek, iş arkadaşımızın stresini fark etmek, bir hayvanı korumak. Bu küçük adımlar, merhamet kasımızı yeniden güçlendirir.

Yargılamayı Askıya Almak: Bir dahaki sefere birini yargılamak üzereyken durun. O kişinin hikayesinin tamamını bilmediğinizi hatırlayın. Merhamet, bilgelikten önce gelir.

Merhamet yitirilmiş bir hazine değil, sadece üzeri örtülmüş bir duygudur. Onu yeniden ortaya çıkarmak, bizi daha iyi bireyler ve daha güçlü bir toplum yapacaktır. Zira insanı insan yapan, acı çekebilme yeteneği değil, başkasının acısını dindirebilme arzusudur.

Yazarın Diğer Yazıları