Merve Taşel Öztekin

Neden Bu Kadar Çabuk Parlıyoruz? Sabrımız mı Bitti?

Merve Taşel Öztekin

Günlük hayatımızda, trafikteki korna sesinden sosyal medyadaki bir yoruma kadar, en ufak bir kıvılcımla büyük bir aleve dönüşüyoruz. Birçoğumuzun aklında aynı soru: Neden bu kadar çabuk parlıyoruz? Sabır kasımız eridi mi, yoksa hepimizi öfke denizine sürükleyen daha derin bir akıntı mı var?

Trafikteki "Süper Kahraman" Sendromu

En bariz tahammülsüzlük alanlarından biri trafik. Bir araç önümüze kırdığında, saniyeler içinde avcı moduna geçiyoruz. Bize yapılan hatayı kişisel bir saldırı olarak algılıyor, "Bana bunu nasıl yapar?" diye köpürüyoruz.

Oysa trafikteki her birey, aslında "herkesin acele ettiği ve kimsenin kurallara tam uymadığı" ortak bir sistemin parçası. Ancak arabanın içindeki anonimlik ve yalıtım hissi, bize geçici bir "süper kahramanlık" zırhı giydiriyor. Hata yapanı anında cezalandırma hakkını kendimizde görüyor, küçük bir gecikmeye dahi tahammül edemiyoruz. Bu, basitçe "benim zamanım, senin hatandan daha değerli" düşüncesinin dışa vurumu.

Sosyal Medyanın Zehirli Akıntıları

Sokakta bir yabancının fikrini saatlerce dinlemeyecekken, sosyal medyada tanımadığımız birinin yorumuna tonlarca enerji harcıyoruz. Sosyal medya, bir tartışmanın kurallarını ve sınırlarını ortadan kaldırıyor. Herkesin "uzman" ve "haklı" olduğu bu dijital alanda, karşıt görüşe tahammül etmek yerine, onu "susturma" veya "yok sayma" eğilimine giriyoruz.

Hız: Akışın hızı ve anlık tepki beklentisi, düşünmeye zaman bırakmıyor. Düşünmeden gelen her tepki, genellikle öfke veya hiddet içeriyor.

Anonimlik/Mesafe: Klavyenin arkasında olmak, yüz yüze kurmayacağımız kadar sert ve kırıcı cümleler kurma cesareti veriyor.

Sabrımızı Bitiren Gerçek Nedenler

Sorun sadece sabrımızın kalmaması değil. Toplumsal tahammülsüzlük, bir buzdağının su üstündeki kısmı gibi. Altında daha büyük sorunlar yatıyor:

Ekonomik ve Sosyal Baskı: Sürekli zamlanan hayat pahalılığı, iş kaybetme korkusu ve gelecek endişesi... Bu sürekli stres, beynimizin "savaş veya kaç" modunu tetikte tutuyor. Zaten gergin olan bir sinir sistemi, en ufak bir uyarıcıya aşırı tepki veriyor.

Güvensizlik ve Yalnızlık: Toplumda "birlikte hareket etme" duygusu azaldıkça, insanlar kendilerini yalnız ve tehdit altında hissediyor. Yalnızlık, tahammül seviyesini düşürür. Karşımızdakini bir "düşman" olarak görme eğilimi artar.

Haksızlık Algısı: Enflasyon, gelir adaletsizliği ve kuralsızlık ortamı, genel bir haksızlık duygusu yaratıyor. Bu birikmiş öfke, alakasız bir anda (örneğin hatalı park eden birine) patlayarak kendine çıkış yolu buluyor.

Toplum olarak sabrımızı yeniden kazanmak istiyorsak, önce birbirimizin sadece "öfkeli bir sürücü" ya da "kışkırtıcı bir yorumcu" değil, arkasında kendi kaygıları ve zorlukları olan birer insan olduğunu hatırlamalıyız. Belki de hepimizin ihtiyacı olan tek şey, o 5 saniyelik gecikme ve biraz karşılıklı nezaket.

Yazarın Diğer Yazıları