Merve Taşel Öztekin

Tamir Değil, Terk Ediyoruz

Merve Taşel Öztekin

Modern dünya bize bir şeyi vaat etti: Konfor. Ancak bu konforun bedelini, nesnelerle ve insanlarla kurduğumuz bağın derinliğinden feragat ederek ödüyoruz. Bugün geldiğimiz noktada, bozulmuş olanı düzeltmek ya da eskimiş olanı yaşatmak artık "ekonomik" bir değer taşımıyor. Ne yazık ki bu ekonomik mantık, sadece piyasayı değil; ruh halimizi ve sosyal ilişkilerimizi de yönetir hale geldi.

Tüketim Kültürünün "Yenile" Komutu

Endüstriyel sistem artık "ömürlük" kavramını bir maliyet kalemi olarak görüyor. "Planlı eskitme" dediğimiz süreç, eşyaların sadece donanımını değil, bizim onlara olan tahammülümüzü de eskitiyor. Bir eşyayı tamir etmek için gereken zaman ve emek, modern insanın gözünde "boşa harcanmış vakit" olarak kodlanıyor. Oysa tamir etmek, sadece bir nesneyi işler hale getirmek değildir; o nesneye karşı bir sorumluluk üstlenmektir. Biz bu sorumluluktan kaçtıkça, çevremizdeki her şeyi geçici birer durak olarak görmeye başladık.

Eşyadan İnsana Sıçrayan Vefasızlık

Mesele sadece bir mutfak aleti ya da tekstil ürünü değil. Asıl yıkım, bu "kullan-at" ideolojisinin beşeri münasebetlere sızmasıyla başladı. Bir ilişkide pürüz çıktığında, bir dostlukta fikir ayrılığı yaşandığında ya da bir kalpte kırık oluştuğunda; oturup onarmak yerine "yenisiyle değiştirmeyi" bir çözüm sanıyoruz. Modern insan, birini anlamak için gereken o zahmetli kazı çalışmasından kaçıyor. Emek vermeyi bir yük, sabretmeyi ise bir zayıflık olarak görüyor.

İçimizdeki Boşluğun Kaynağı

Sürekli "yeni" olanın peşinde koşarken aslında çok temel bir şeyi ıskalıyoruz: Aidiyet. Aidiyet hissi, bir şeyi veya birini paylaştığınız zamanın, verilen emeğin ve birlikte aşılan zorlukların sonunda oluşur. Tamir edilmemiş her eşya ve onarılmamış her kalp, ardında bir kopuş bırakır. Bu kopuşların toplamı ise bizi bugün içinde boğulduğumuz o büyük anlamsızlık ve yalnızlık boşluğuna iter.

Sonuç olarak; elimizdekini onarmak yerine sürekli vitrinlere koşmak, aslında ruhumuzdaki o derin gedikleri kapatmaya yetmiyor. Aksine, her yeni alışveriş veya her vazgeçilen ilişki, o boşluğu biraz daha derinleştiriyor. Belki de kurtuluş, daha fazlasına sahip olmakta değil; sahip olduklarımızın hakkını vererek onları yaşatabilme iradesini yeniden kazanmaktadır.

Yazarın Diğer Yazıları