Tıpkı Platon'un "Mağara Alegorisi"ndeki gibi; ruhunun karanlığıyla yüzleşemeyen her insan, ışığın anlamını ve değerini algılayamaz. Bazılarının o karanlık hücrede sonsuza dek tutsak kalması ise bugün için kaçınılmaz bir biyokültürel gerçekliktir.
Ancak bugün biliyoruz ki evrimsel süreç, diğer canlılar için de insan için de bedensel veya zihinsel anlamda salt bir "kusursuzluğu" hedeflemedi; mesela bu süreçte insan popülasyonunda narsisizm, kabilecilik, dogmatik bağlılık ve değişim direnci gibi biyolojik atalet unsurlarından oluşan negatif yönlü uç yapılar da ortaya çıktı. Bugünün değer yargılarıyla olumsuz görülen ve "karanlıktakiler" olarak metaforlaştırabileceğimiz bu zihin türleri, aslında insan evrimi içerisinde bir şekilde sürdürülebilirliği sağlayacak varyantlar olarak kendilerine yer buldular.
Bir de "ışığa bakabilenler" şeklinde nitelendirebileceğimiz, biyolojik spektrumun diğer ucundaki hassas empati yetisine sahip olanlar, Aspergerli zihinler, dehalar ve diğer hiper-rasyonel unsurlar vardır. Bu varyantlar ise yine evrimsel çeşitlilik mekanizmasında, işlevleri itibarıyla toplumsal ilerlemenin sağlayıcıları kanadını oluşturmaktadır. Karanlıktakiler dediğimiz zihinsel varyasyonlar, türün devam etme dinamizmine bireyselci yönde katkı sağlarken, "ışığa bakabilenler", ekosistemin dejeneratif krizleri karşısında toplumsal sürdürülebilirliği sağlayan katalizör görevi görmüşlerdir.
İnsanın evrimsel sürecinde popülasyon içerisinde anlamlı sayılarda ortaya çıkmış tüm bu uç varyasyonlar, devamlılık üzerindeki hızlandırıcı (rasyonel katalizör) veya durağanlaştırıcı (stabilizasyon sağlayıcı) etkileri bağlamıyla eşsiz bir bütünlük oluşturmaktadır.
İnsan türünün tarihine şöyle bir baktığımızda; evrimsel süreçte geçirdiğimiz dönüşümleri ve edindiğimiz kazanımları barındıran bu gerçeklik, belki de insana dair mükemmelliği arayabileceğimiz yegâne yerdir.
Dünyada insan için hayatta kalma mekanizmaları dönüşürken popülasyon içerisindeki stabilize edici eski faktörlerin de yeni yazılıma uyum sağlayamadığını gelecekte artarak daha çok göreceğiz. Bu bağlamda "ışığa bakabilenler" olarak değerlendirebileceğimiz insanlığın içerisindeki dönüştürücü birey varyasyonları, sonraki bilinç nesillerinin en önemli kurtarıcısı rolüne bürüneceklerdir.
Unutulmamalıdır ki evrimin ahlakı yoktur; o, her şeyden önce kendi doğal seyrinde ilerlerken sürdürülebilirliği önemseyen bir mekanizmadır. Ancak bu süreçte insan zihninde ortaya çıkmak zorunda kalan ahlak fenomeni, uzun vadeli hedef çerçevesinde insanın evrimsel sürecine can damarı sağlayan en güçlü devamlılık araçlarından biridir.