Görünmüyorsa Yaşanmamıştır
Merve Taşel Öztekin
Günümüzde sanki yazılı olmayan bir kural var: Eğer bir anın fotoğrafı çekilip paylaşılmadıysa, o an aslında hiç yaşanmamıştır. En samimi dost sofralarından en kederli anlarımıza kadar her şeyi birer "içerik" haline getirdik. Eskiden "anlatılmaz yaşanır" dediğimiz şeyler, artık "paylaşılmazsa değeri olmaz" noktasına geldi.
Onaylanma Bağımlılığı
Peki, bizi buna iten ne? Aslında çok insani bir duygu olan beğenilme arzusu. Ancak sosyal medya bu arzuyu bir bağımlılığa dönüştürdü.
Gittiğimiz tatilin tadını çıkarmak yerine, en iyi açıyı bulmaya çalışıyoruz.
Okuduğumuz kitabı sevdiğimiz için değil, "entelektüel görünmek" için paylaşıyoruz.
Hatta bazen sırf başkaları görsün diye hiç sevmediğimiz mekanlara gidip, hiç yemeyeceğimiz yemekleri sipariş ediyoruz.
Kendimize Yabancılaşmak
Bu durumun en tehlikeli yanı ise kendimize yabancılaşmamız. Başkalarının ne düşüneceğine o kadar odaklanıyoruz ki, "Ben gerçekten neyi seviyorum?" sorusunu sormayı unutuyoruz. Kendi hayatımızın başrolü değil, başkalarının izlediği bir filmin figüranı gibiyiz.
Sürekli bir vitrin düzenleme telaşı içindeyiz; ama dükkanın içi boşalıyor, farkında değiliz.
Sonuç olarak; Gerçek mutluluk, telefonun ekranında beliren o kırmızı kalp ikonlarında değil; kimse görmediğinde de hissettiğimiz o huzurda saklıdır. Belki de biraz "görünmez" olmaya, sadece kendimiz için bir şeyler yapmaya ihtiyacımız vardır.
Hayatı başkalarına kanıtlamak için değil, hakkını vererek yaşamak dileğiyle...