Biz Sussak, Tarih Susmayacak
Melisa İzgi
22 Eylül günü Birleşmiş Milletler Genel Kurulu için New York’ta bir araya gelen dünya liderleri, her yıl olduğu gibi yine küresel krizlerin, savaşların ve haksızlıkların gölgesinde toplandı. Ancak bu yılki Genel Kurul, rutin diplomatik temasların ve ezberlenmiş metinlerin ötesinde, insanlığın ortak vicdanına dair mesajlara da sahne oldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın BM kürsüsünden yaptığı konuşma, küresel sisteme yöneltilen eleştiriler açısından dikkat çekiciydi.
Konuşmada Sezai Karakoç’un hafızalara kazınan şu güçlü dizelerine yer verilmesi salondaki atmosferi etkiledi:
Onlar sanıyorlar ki, biz sussak mesele kalmayacak.
Halbuki biz sussak, tarih susmayacak.
Tarih sussa, hakikat susmayacak.
Onlar sanıyorlar ki, bizden kurtulsalar mesele kalmayacak.
Halbuki bizden kurtulsalar, vicdan azabından kurtulamayacaklar.
Vicdan azabından kurtulsalar, tarihin azabından kurtulamayacaklar.
Tarihin azabından kurtulsalar, Allah’ın gazabından kurtulamayacaklar..."
Şiirin ardından gelen siyasi mesajlar ise doğrudan küresel sistemin tıkanmışlığını hedef aldı. Uluslararası barış ve güvenliği tesis etmek amacıyla kurulan yapının bugün işlevsizleştiği gerçeği yadsınamaz. Milyonlarca insanın kaderini sadece beş ülkenin veto yetkisine bırakan bu adaletsiz sistemin sürdürülemez olduğu ortadadır. Türkiye’nin uzun süredir dile getirdiği "Dünya beşten büyüktür" ifadesi, temsil gücü zayıf kalan halkların taleplerine tercüman olmaktadır. Yüzlerce ülkenin iradesini yok sayan bu kilitlenmiş düzen karşısında Birleşmiş Milletler’in reforme edilmesi gerekliliği bir kez daha kayıtlara geçti.
22 Eylül günü BM kürsüsünden verilen mesaj açıktı: Sorunları yok saymak ya da duymazdan gelmek tarihi değiştirmeye yetmiyor. Dünya barışını korumak ve adaleti sağlamak için temsil gücü yüksek, adil ve kapsayıcı bir küresel mimari inşa etmek zorundayız. Aksi takdirde, ne söylenirse söylensin, tarih de vicdan da susmayacak.