İyilik Ne Zaman Bu Kadar Uzak Oldu?
Merve Taşel Öztekin
Son zamanlarda pencereden dışarı baktığınızda ya da sosyal medyada bir iki dakika yukarı kaydırdığınızda size de öyle geliyor mu? Sanki dünya, herkesin birbiriyle yarıştığı, en çok bağıranın haklı sayıldığı ve nezaketin bir "zayıflık" olarak görüldüğü tuhaf bir yere dönüştü. "İyi insan olmak" kavramı, eskilerin anlattığı masallarda kalan, tozlu raflara kaldırılmış bir nostalji gibi algılanmaya başlandı.
Peki gerçekten öyle mi? İyi insan olmak bu kadar zor, bu kadar ulaşılamaz bir şey mi?
Aslında değil. Bizler "iyiliği" çok büyük, kahramanca eylemlerle karıştırıyoruz. Birinin hayatını kurtarmak, devasa vakıflar kurmak ya da dünyayı değiştirmek elbette muazzam şeyler. Ancak gerçek iyilik, hayatın o kadar büyük alanlarında değil, tam olarak günlük yaşamın kılcal damarlarında gizlidir.
Küçük Anların Büyük Gücü
İyi insan olmak, bir sabah apartman görevlisine içten bir "günaydın" diyebilmektir. Trafikte sıkışıp kalmışken, önünüze geçmeye çalışan o gergin sürücüye bir anlık reflexle korna çalmak yerine yol vermektir. Birinin hatasını yüzüne vurup onu utandırmak mümkünken, görmezden gelmeyi seçebilmektedir.
İyilik, bir başkasının yükünü hafifletmektir; bu yük sadece maddi bir şey olmak zorunda da değil. Bazen sadece dinlemektir. Karşındakinin sözünü kesmeden, kendi sıranın gelmesini beklemeden, sadece onun ne hissettiğini anlamak için kulak vermektir. Bugünün dünyasında birine "Seni duyuyorum ve anlıyorum" hissi vermek, yapılabilecek en büyük iyiliklerden biridir.
İyilik Bir Tercihtir
Çoğu zaman "Bu devirde iyi olursan hep sen kaybedersin" cümlesini duyarız. Bu, modern dünyanın bizi içine çekmeye çalıştığı en büyük tuzaktır. İyilik, bir saf dille her şeye boyun eğmek ya da kendini kullandırmak demek değildir. Aksine, kötülüğün, kabalığın ve bencilliğin bu kadar kolay alıcı bulduğu bir çağda, inatla ve bilinçle iyi kalmayı seçmektir.
İyilik bir zayıflık değil, çok güçlü bir irade beyanıdır. Çünkü kırıcı olmak, öfkeyi dışarı kusmak ve bencilce davranmak her zaman en kolay yoldur. Zor olan; canın sıkkınken bile adil kalabilmek, egoyu bir kenara bırakıp empati kurabilmektir.
Kendimize Borcumuz
Günün sonunda, başkalarına yaptığımız her iyilik aslında kendi ruhumuza üflediğimiz bir nefestir. İnsan, çevresine güzellik kattığı ölçüde içsel bir huzura kavuşur. Dünya ne kadar değişirse değişsin, teknoloji ne kadar ilerlerse ilerlesin, değişmeyen tek bir hakikat var: İnsan insana her zaman muhtaçtır. Ve bu muhtaçlık, sadece bir somun ekmeğe değil; bir güler yüze, bir tatlı söze, bir güven duygusunadır.
Gelin, bugün dünyayı kurtarmaya çalışmaktan vazgeçelim. Sadece yanımızdaki insana, sokağımızdaki kediye, kapımızı çalan kuryeye biraz daha "iyi" davranalım. Göreceksiniz, o küçük dalga büyüyecek ve bir gün dönüp dolaşıp yine bizi bulacaktır.
Çünkü iyi insan olmak, dünyaya bırakabileceğimiz en kalıcı ve en güzel imzadır.