Gürhan Gürses

Pazar Eyledi Yüreğini

Gürhan Gürses

İsyan içinde bir adamla karşılaştım gecenin bir vakti. Hâli pek de perişandı, zari zari inliyordu.

Malı mülkü yoktu bu dünya içinde, belliydi. Derdi içtendi, kalbiydi.

Gözlerinde, bakanın içine düştüğü derin bir boşluk vardı. Kopkoyu bir yalnızlığın sarayında hükümdardı.

Sözlerinde bir acılık vardı, değdiği kulağa tesir eden… Aşinaydı inlemesi, sayıklaması tanıdıktı.
Hüznün dibinde oluşu dikkat çekiciydi. Kaybedecek hiçbir şeyi yoktu. Yüreğini ezip geçen birisi vardı.

Her inlemesinde, çekip giden o afetin izleri vardı. Yıkımı ortadaydı zaten o afetin!

Fırtınalara göğüs germişti. Kırlaşmış saçları kim bilir kaç tufandan geçmişti. Saçına düşen her ak, onun tecrübelerine ve çektiği acılara atılmış bir çentik gibi dimdik ve capcanlı duruyordu.

Gökteki en uzak yıldıza baktı. O uzak ve parlak yıldızı işaret parmağıyla bana göstererek şunu söyledi:

— Gökte diğer yıldızlardan en uzak olan yıldız o, yerde de bütün insanlardan en uzak olan adam benim. Ne kadar da benziyoruz!

İçimi bir ürperti sardı, üşüdüm. Ondan gelen soğuk ve yalnız bir hava dalgası sardı beni.

— Ey karanlık, al başını git benim diyarımdan! Benim karanlığımın yanında senin karanlığın bembeyaz kalır, diye haykırdı.

Sonra gömleğinin düğmelerini açtı. Çıplak göğsünü soğuğa karşı şişirip gererek üç kez yumrukladı:

— Ey gecenin karanlığına kement atan soğukluk! Yüreğimin yanında cehennem sıcaklığı sayılırsın, dedi.

Bir insan, yüreği elinde ancak bu kadar insan olabilirdi. Bundan fazlası yoktu, olamazdı da!

Bu nasıl bir acıymış ki adamın ruhuna işlemiş, benliğini teslim almış ve onu serazat eylemişti.

Mecnun’un Leyla’yı gördüğü son demdi bu; Züleyha’nın Yusuf’u reddettiği…

“Sus, lütfen sus!” diyemedim.

Hiçbir şey yapamadım ona karşı.

— Dokunmayın bana! Hiçbir devam yoktur, âlem beni böyle bilsin. Herkes yoluna devam etsin. Uzak durun benden! Hiçbir yakınım yoktur; bu ibareyi herkes şerh düşsün aklına. Bütün dünya bir yana, o bir yanaydı bana; gerisi hikâye… Başkası haramdır bana. O sevgili, içimde en derin yaramdır. Baharmış, yazmış, güllük gülistanlıkmış; çok da umurumda sanki! Her taraf nur içinde olsa ne ki? Bütün insanlar şen şakrak olsa ne iş? Çekin gölgenizi üzerimden! Alın güneşinizi, sevincinizi bırakmayın bende. Kırk gün kırk gece düğün yapın, her gün kına yakın; davulunuz, zurnanız hiç eksik olmasın!

Tutup da ellerinden, “Gel, bir çay içelim.” diyemedim ona.

Açıp da yüreğimi, “Bak, aynıyız aslanım!” diyemedim ona.

“Sen benim haykıran hâlimsin, helal olsun!” da diyemedim.

Aşina kılamadım ben onun gibi dertlerimi âleme!

O, kabarıp taşmış bir yara gibiydi; ben ise dibi irinleşmiş, dışı kabuk bağlamış bir yara gibiydim.

O, aşikâr kılmıştı derunundaki derdi.

Ben daha da derine, yüreğimin en dibine defnetmiştim derdimi.

İçten içe çağlamasını ve ağlamasını istedim. Dalgasını taşlara vura vura sakinleşmesini, yaşlarını döke döke sessizleşmesini bekledim.

Benleşmesini bekledim sabırla.

Yaşarken ölmesini…

O kalkıp pazar eyledi yüreğini.

Ben de kalkıp mezar eyledim.

Yazarın Diğer Yazıları