Gürhan Gürses

Sana Zehrolana, Sen Tiryak Ol

Gürhan Gürses

 Günümüzdeki problemlerin çoğunun cevabı esasen ortadadır. Bunu görebilmek, gördüğünü idrak edebilmek ve idrak ettiğini yaşamına uygulayabilmek hüner ister. Bu hüner sahibi insanlar mesut bir şekilde yaşamakta ve etraflarına ışık saçmaktadır. Problemlerini çözemeyenler de stres altında ezilerek, büzülerek, iki büklüm olarak kriz geçirmektedir. Hem fiziki hem ruhi krizler günümüz insanının en büyük rahatsızlığı durumundadır.

“Sana zehrolana sen tiryak ol!” der kudema. Bize zehrolan her şeye biz de zehroluyor, kendimizi harap edip neticede bitap düşüyoruz. Bu mukavemet bizi takatsiz düşürüyor, zebun ediyor, helak eyliyor. Akıl yönünde ciddi sıkıntılar deryasında boğuşan insanımız yolunu çıkartamıyor, labirentler içinde dolanıp duruyor. Boğazımıza kadar battığımız günah deryasından bizleri çekip alacak bir elden medet umuyor, bizleri feraha çıkartacak bir kudretten aman diliyoruz.

Marifet o ki çözüme gidecek yolları bilelim ve çözüme direkt ulaşabilelim. Toplumumuzun hastalıklarının dermanı da yine toplumun yaratmış olduğu eserlerin içinde saklıdır.  Bayezid-i Bistami Hazretleri akıl hastanesinin önünden geçerken bir tabibin havanda ilaç dövdüğünü görerek sormuş “Çok günahkârım. Bunun için de ilacın var mı?” Tabip daha cevap vermeden, konuşmaları dinleyen bir akıl hastası pencereden seslenmiş “Tövbe köküyle istiğfar yaprağını karıştır.” 

Bütün günahkârlara sesleniyor esasen bu cümle. Bizi dikkate alan olur mu bilmem ama bir delinin kelâmı diye rafa da kaldırmayın bu sözleri. İçindeki anlam cevahirlerini tam olarak algılayabilirseniz ömrünüz cevher aydınlığına kavuşacak ve inanın ki ruhi bir bahtiyarlık yaşayacaksınız. Kişisel gelişimle uğraşan herkes bunu hatmetmeli, yaşamına uygulamalı ve anlatmalıdır herkese. Tövbe kökü bitkisel bir çaya teşbih edilmiş ve af dileme yaprağıyla insanı ferahlatan bir karışım olmuş. Sözcüklerin gücü dahi insanı tesir altında bırakmakta bir garip sihir yaratmaktadır.

“Kalp havanında kuvvetli iman tokmağıyla döv.” Kalp, içinde bir şeylerin dövülüp ufalandığı boş bir kaba teşbih edilmiş ve orada kişinin güçlü iman tokmağıyla  bütün günahlarının zerre toz haline getirilip tövbe yolunda bir adım olması anlatılmıştır. Güçlü bir kalp,  iman ve irade ancak ve ancak bu günahı ezebilir, un ufak edebilir. Kalbinizde iman, inancınızda samimiyet ve duruş yoksa günahlar tokmak olup patlatır beyninizi. Samimi değilseniz tövbe ne diye? İçten değilseniz el açmak da neyin nesi? Davanızda samimi değilseniz her şey boştur anlayacağınız ve inandığınızı nefsinizde harekete geçirmiyorsanız sanırım bu da nafiledir.

“İnsaf eteğinden geçir, gözyaşıyla yoğur.” Tövbemiz mevzubahis kalp havanında ufalandıktan sonra insaf eteğinden yani vicdani bir muhasebeden geçirildikten sonra derundan gelen gözyaşlarınızla yıkamanız gerekecek. Bu gözyaşı ağlamaktan gözleri kör olan Yakup’un gözyaşlarıdır. Bu gözyaşı Hüseyin’in şahadetini görenlerin gözyaşlarıdır. Aktıkça saflaşan, beyazlaşan ve anlamlaşan gözyaşları kalp kaynağından çıkmakta ve bütün günahları yıkayıp arındırmaktadır. Tövbenizin üzerine atılan bir gül yaprağı olarak addedin gözyaşını. Kokusu elbette saracaktır ruhunuzun her karışını.

“Aşk fırınında pişir ve sabah akşam bol bol ye.” Kişinin günahlarından vazgeçmek için tövbe etmesi netice itibariye bir aşkın o ruhtan sadır etmesine sebep olacak ve aşk ateşiyle Mevlana misali yanıp pişecektir. Artık kişi bir yol izleyen tövbesini rahat bir şekilde zikredebilecek, onu alt edebilecektir. Zaten âlemin özünde aşk vardır, cümle mevcudat aşk üzerine yaratılmıştır. Aşk imiş her ne var âlemde.

“Göreceksin hastalığından eser kalmayacak!” Delinin bu sözleri hiç de akıllı olmayan birisinin sözleri değildir elbette. Hangi edip böyle cümle kurar, hangi belagatçi böyle hitap eder? Ve hangi akıllı bugün bunları anlayabilir?

Ömrümüzün tamamını dahi sarf etsek gramere böyle veciz bir anlatım ortaya dökemeyiz çünkü bu ancak kalple olabilecek ve ortaya konabilecek sözlerdir. İlahi bir yönü var anlayacağınız bu sözlerin.

Bu sözler karşısında Bistami Hazretleri’nin gözleri dolmuş ve şöyle demiş “Ya Rabbi! Şu dünya hastanesinde ne tabipler var?”

Yazarın Diğer Yazıları