Harun Bingöl

Amaçsız Nedensellik ve İnsanın Anlam Arayışı

Harun Bingöl

​Hepimizin aslında bildiği ancak üzerinde yeterince düşünmediği rastgelelik kavramı, temelde nedensizliği değil amaçsızlığı belirtir. Bu açıdan söz konusu kavramı, algılanışı itibarıyla iki tür nedenselliğe bağlayabiliriz: Birincisi insan iradesine dayanan amaçlı nedensellik, ikincisi ise evrenin kendi kurallarıyla işleyen amaçsız nedenselliktir.

​Klasik fizik felsefesi, deterministik (her şeyin önceden belirlendiği) bir evrende, mantıksal zeminde insan iradesini aslında bir yanılsama olarak görmekteydi. Yani bizim "amaçlı" görünen eylemlerimizin, temelde doğadaki amaçsız nedenselliğin bir parçası olduğu düşünülürdü. Bugün dahi tam olarak ortadan kalktığını söyleyemeyeceğimiz bu yaklaşım, kendi dönemi içinde oldukça rasyonel ve akla yatkın görünüyordu.
​Ancak bir deprem etkisi yaratan Kuantum Belirsizliğinin katı determinist nedenselliği sarsması; modern bilgi alanının evreni ve hareketi anlamak için geliştirdiği temel argümanları büyük bir güçle altüst etti. Yine de bu determinist bakış, birçok yüksek bilişsel kapasiteli rasyonel zihin için kendi sezgisel olumlanma gücünden pek bir şey kaybetmedi.

​Yaşam Neden Sürmek İster?

​İşte tam bu kırılma noktasında o büyük soru karşımıza çıkmaktadır: "Yaşam neden sürmek ister?"
​Elbette bu sorunun salt nedensel bir cevabı yoktur. Ancak insan, bu kozmik anlamsızlığın karşısına anlamlı bir cevap üretmek zorunda olan bir bilinçtir. Aksi takdirde, insan zihninin ve bedeninin var olmasının kendi başına hiçbir anlamı kalmayacaktır. Dahası; bilgi ve onun üzerine düşünme işleviyle ürettiğimiz kültürel, siyasi ve hukuki tüm sistemleri kapsayan medeniyete ait bütün sonuçlar da anlamsızlığa sürüklenecek ve boşa çıkacaktır. Söz konusu bu felsefi boşluk ise insan türünün yönünü değiştirerek bir "tersine medeniyet" yoluna girmesine neden olabilecek kadar kaotiktir.

Biliyoruz ki elimizde, mevcut ya da gelecekteki potansiyel medeniyetler adına "Tersine medeniyet kötüdür!" önermesini kesin olarak yanlışlayacak gerçek bir formül yoktur. Ancak insan zihninin ve bilincinin, ilkel yaşam formunu çok uzun bir süre önce aşmış olduğu gerçeğini de göz ardı edemeyiz.

​İnsanın Kaçınılmaz Kaderi

​Bu kader durumunu, bilginin sürekli ivmelenmesiyle ilerleyen bir süreç zorunluluğu olarak ele almalıyız. Başka bir deyişle; insan türünün sahip olduğu zihinsel yetiler kainatta deterministik bir süreçle ortaya çıkmış olsa dahi, onu kaçınılmaz bir göreve çağırıyor gibidir. İnsan bunu böyle kabul ederek yürümek zorundadır. Bu yürüyüş, aslında insanın varoluşsal bir kaderidir.

​Elbette söz konusu amacın metafizik bir hedef doğuracağına dair felsefi çekinceler belirebilir. Ancak metafiziğin reddine yönelik her eleştiri, insani değerlerin tamamının metafizik kaynaklı olduğunu da görmek zorundadır. Çünkü metafizik kavramlar, bugünkü insan türünün devamlılığının sağlanmasında hayati bir sigorta işlevi görmüştür.
​İnsan bilgisizliğinin zorunlu bir sınırı olan metafizik sınır, tam da bu çizgide inanç, amaç ve yaratma zaruretine sahip bir gerçeklik olarak ortaya çıkar.

​Eğer bu anlam dünyası reddedilirse insan; yaşadığı gezegenin ve kendi türünün sonunu rahatlıkla getirebilecek kadar tehlikeli bir varlıktır. Üstelik mutlak bir nihilizm içinde, bu yok oluş yolculuğunda hiçbir sorun görmeyecek bir eğilimi de içinde taşır.
​Bizler, evrenin bu devasa anlamsızlığın karanlığında anlam yaratan yegane bilinçli varlıklarız; bilimle, felsefeyle ve inançla.

Yazarın Diğer Yazıları