Küreği Suya Vurunca: Hazar Gölü'nde Kano
İlknur Tabak Mutlu
Geçtiğimiz haftalarda Elazığ’ı önce yürüyerek keşfettik, ardından başımızı gökyüzüne kaldırıp yamaç paraşütünden söz ettik. Bu hafta ise biraz serinleyelim istedim.
Rotamız yine Hazar…
Ama bu defa kıyısında oturmayacağız. Küreği elimize alıp suya açılacağız.
Konumuz kano.
Hazar Gölü denildiğinde çoğumuzun aklına yaz aylarında denize alternatif olarak gittiğimiz, kıyısında oturduğumuz, piknik yaptığımız veya uzaktan manzarasını seyrettiğimiz bir yer geliyor. Oysa Hazar’ın yalnızca kıyısını değil, suyunu da değerlendirebiliriz.
Kano da bunun en güzel yollarından biri.
İlk bakışta oldukça basit görünüyor. Küçük bir tekne, bir kürek ve su… Ancak içine oturup kıyıdan birkaç metre uzaklaşınca işin rengi değişiyor.
Küreği sağa vuruyorsunuz, sonra sola. Bir süre sonra kendi ritminizi buluyorsunuz. Kıyı yavaş yavaş geride kalırken etrafınızdaki sesler de azalıyor. Motor gürültüsü yok, korna yok, kalabalık yok.
Sadece küreğin suya değdiğinde çıkardığı ses var.
Bence kanoyu güzel yapan tarafı biraz da bu.
İnsanı doğanın içinde misafir gibi değil, o manzaranın bir parçası gibi hissettiriyor.
Hazar’a Sadece Kıyıdan Bakmak Yetmez
Elazığ, su kaynakları bakımından aslında şanslı şehirlerden biri. Fakat konu turizm olduğunda sahip olduğumuz su varlığından ne kadar yararlanabildiğimiz tartışılır.
Özellikle Hazar Gölü bunun en açık örneklerinden.
Yıllardır Hazar’a gidiyoruz. Yüzüyoruz, kıyısında oturuyoruz, çayımızı içiyoruz ve akşam olunca evimize dönüyoruz.
Peki neden Hazar Gölü’nde kano daha yaygın olmasın?
Neden gençler hafta sonu birkaç arkadaşını alıp güvenli alanlarda kano yapmasın?
Neden başka şehirlerden insanlar “Hazar’da kano yapmaya gidiyoruz” demesin?
Bunların hiçbiri hayal değil.
Üstelik kano, doğayla kavga etmeden yapılan sporlardan biri. Büyük tesisler kurmadan, gölün çevresini betonlaştırmadan, doğru planlama ve güvenlik tedbirleriyle gerçekleştirilebilecek bir faaliyet.
Belki de doğa turizminde artık biraz da bunu konuşmamız gerekiyor: Bir yeri değerlendirmek, her zaman oraya bir şeyler inşa etmek demek değildir.
Bazen yapılması gereken, doğayı olduğu gibi koruyup insanların onu yaşamasına imkân sağlamaktır.
Gençler İçin de Güzel Bir Alternatif
Bir başka konu da gençler.
Sürekli “Gençler sosyal medyadan başını kaldırmıyor” diye şikâyet ediyoruz.
Peki başlarını kaldırdıklarında onlara ne sunuyoruz?
Bence asıl sorulması gereken soru bu.
Elazığ’da gençlerin düzenli olarak katılabileceği kano, trekking, bisiklet, kampçılık ve benzeri doğa sporları yaygınlaştırılırsa hem yeni bir sosyal alan oluşturulur hem de gençlerin yaşadıkları şehirle kurdukları bağ güçlenir.
Bir gencin Hazar Gölü’nün ortasında arkadaşlarıyla geçirdiği birkaç saatin hatırası, telefon ekranında geçirilen yüzlerce saatten daha uzun süre akılda kalabilir.
Hem kim bilir, belki telefonu da yanında olur ve Hazar’ın ortasından öyle güzel bir görüntü paylaşır ki Elazığ’ın tanıtımına hepimizden fazla katkı sağlar.
Telefonu tamamen bıraktırmak konusunda fazla iddialı olmayalım yani…
Ama Su Şakaya Gelmez
Kano keyifli olduğu kadar ciddiye alınması gereken bir spor.
Yüzme bilmek, can yeleği kullanmak, hava ve rüzgâr şartlarını takip etmek, uygun ekipmanla hareket etmek ve özellikle ilk kez deneyenlerin eğitimli kişilerden destek alması önemli.
“Göl sakin görünüyor, ne olacak?” düşüncesi su sporlarında yapılabilecek en büyük yanlışlardan biridir.
Doğa insana çok güzel anlar yaşatır ama kurallarına uymadığınızda hatayı da kolay kolay affetmez.
Bu nedenle Hazar Gölü’nde kano ve diğer su sporları geliştirilecekse bunun gelişigüzel değil; belirlenmiş güvenli alanlar, eğitim imkânları ve profesyonel organizasyonlarla yapılması gerekir.
Hazar’ın Üzerinde Yeni Bir Hikâye
Şöyle bir yaz sabahını düşünün…
Hazar Gölü henüz kalabalıklaşmamış. Su sakin. Hazarbaba karşıda bütün heybetiyle duruyor.
Kıyıdan birkaç kano suya bırakılıyor.
Kimi spor için kürek çekiyor, kimi ilk defa deniyor, kimi de gölün ortasında durup etrafındaki manzarayı seyrediyor.
Kıyıda yerel işletmeler hareketlenmiş, dışarıdan gelen ziyaretçiler var. Gençler eğitim alıyor, küçük organizasyonlar düzenleniyor.
Bence bu görüntü Elazığ’a hiç uzak değil.
Çünkü ihtiyacımız olan göl zaten var.
Dağ zaten var.
Manzara zaten var.
Bizim yapmamız gereken bunlara yenisini eklemek değil, elimizdekilerin kıymetini bilmek ve doğru değerlendirmek.
Elazığ’ı önce yürüyerek keşfettik.
Sonra gökyüzünden baktık.
Bu hafta da küreğimizi suya bıraktık.
Ve insan Hazar’ın mavisine bakınca ister istemez düşünüyor:
Belki de yıllardır gölün kıyısına kadar geldik ama Hazar’ı keşfetmeye daha yeni başlıyoruz.