İlknur Tabak Mutlu

Bazen Yukarı Bakmak Yetmez

İlknur Tabak Mutlu

Geçenlerde Harput’a bakarken aklıma geldi. Biz bu şehrin dağlarına, kayalıklarına yıllardır bakıyoruz. Manzarasını seviyoruz, fotoğrafını çekiyoruz, misafirimiz geldiğinde gösteriyoruz.
Peki hiç o kayalara başka gözle baktık mı?
Mesela bir kaya tırmanışçısının gözüyle…
Son haftalarda bu köşede Elazığ’ın doğasını biraz kurcalıyoruz. Hazar’da kano yaptık, dağ yollarında bisiklete bindik, trekking rotalarını konuştuk, kamp için çadırımızı kurduk. Bunları yazdıkça şunu daha fazla düşünmeye başladım: Elazığ’ın doğası güzel, evet. Ama biz bu güzelliği çoğunlukla seyrediyoruz.
Oysa doğa sporları biraz da seyretmekten vazgeçip o coğrafyanın içine girmek demek.
Kaya tırmanışı bunun belki de en çarpıcı örneklerinden biri.
Dışarıdan izleyince insanın ilk tepkisi genellikle aynı oluyor: “Ben oraya hayatta çıkamam.”
Haklı da olabiliriz. Ben de yarın sabah ipimi alıp kayalıklara tırmanacak değilim.
Ama mesele zaten herkesin tırmanması değil.
Mesele, Elazığ’ın böyle bir spor için neler sunabileceğini fark etmek.
Harput ve çevresindeki kayalık alanları düşünün. Şehrin başka noktalarındaki dağlık araziyi düşünün. Bunların hangileri profesyonel kaya tırmanışına uygun, hangileri değil; elbette bunu işin uzmanları belirlemeli. Her gördüğümüz kayaya “tırmanış parkuru” diyemeyiz.
Fakat neden araştırılmasın?
Neden uygun alanlar tespit edilip güvenli rotalar oluşturulmasın?
Ben biraz da işin gençler tarafındayım.
Bugün gençlere “Elazığ’da ne yapılır?” diye sorsak alacağımız cevapların sayısı çok fazla olmayabilir. Hatta muhtemelen birkaç dakika sonra konu dönüp dolaşıp kafelere gelir.
Oysa bir şehir gençlerine yalnızca oturacak yer değil, yaşayacak deneyim de sunmalı.
Kaya tırmanışı bunun bir parçası olabilir. Tıpkı bisiklet, kano, trekking ve kamp gibi.
Bir gencin ilk defa emniyet kemerini takıp, yanında eğitmeniyle birkaç metre kayaya tırmandığını düşünün. İlk başta korkacak. “Ben çıkamam” diyecek. Sonra bir metre, iki metre…
Aşağıya baktığında muhtemelen “Ben buraya nasıl çıktım?” diyecek.
Bazen sporun insana öğrettiği şey madalya kazanmaktan daha kıymetlidir. Kendi korkusunun biraz üzerine çıkabilmek de bunlardan biri.
Tabii burada romantizmi bir kenara bırakıp önemli bir şeyi söylemek gerekiyor.
Kaya tırmanışı bilinçsizce yapılacak bir iş değil. Eğitim, doğru ekipman, uygun rota ve profesyonel gözetim şart. İnternetten iki video izleyip “Tamamdır, bu işi çözdüm” denilecek sporlardan hiç değil.
Dağın şakası yok.
Ama güvenlik sağlandığında neden Elazığ’da eğitimlerin, kulüp faaliyetlerinin ve organizasyonların yapıldığı alanlarımız olmasın?
Hatta biraz daha ileri gidelim.
Türkiye’nin farklı şehirlerinden sporcuların geldiği bir doğa sporları etkinliği düşünün. Bir grup Hazar’da kano yapıyor, başka bir grup Hazarbaba’da yürüyor, bisikletçiler rotada, tırmanışçılar belirlenen parkurlarda…
Akşam hepsi aynı şehirde.
Otelde kalıyor, lokantaya gidiyor, alışveriş yapıyor, Harput’u geziyor.
Doğa sporlarını konuşurken sürekli turizm ve esnafa gelmem tesadüf değil. Çünkü bunların hepsi birbirine bağlı. Bir şehrin dağına çıkan insan, sonunda o şehrin çarşısına da iniyor.
Belki de Elazığ’ın turizm konusunda biraz daha cesur düşünmesi gerekiyor.
Her turizm yatırımı bina yapmak değildir.
Bazen bir patikayı işaretlemek yatırımdır.
Bazen güvenli bir bisiklet rotası oluşturmak…
Bazen bir kamp alanını düzenlemek…
Bazen de yıllardır önünden geçip gittiğimiz bir kayalığa bakıp:
“Acaba burada ne yapılabilir?” diye sormak.
Çünkü bu yazıları hazırladıkça benim kafamda aynı düşünce dönüp duruyor.
Elazığ’da eksik olan her zaman imkân değil.
Bazen elimizdekinin ne olduğunu bilmiyoruz.
Dağ orada.
Kaya orada.
Gençler burada.
Belki biraz da bizim yukarı bakmamız gerekiyor.
Ama bu defa sadece manzarayı seyretmek için değil.
Tırmanmak için.

Yazarın Diğer Yazıları