İlknur Tabak Mutlu

İki Teker Üzerinde Elazığ

İlknur Tabak Mutlu

Elazığ’ı önce yürüyerek keşfettik. Hazar’ın üzerinde uçtuk, sonra küreğimizi suya vurduk. Bu hafta ise iki teker üzerindeyiz.

Konumuz dağ bisikleti.

Bisiklet deyince çoğumuzun aklına çocukluk geliyor. Mahalle arasında saatlerce bisiklete bindiğimiz, akşam ezanı okunana kadar eve dönmediğimiz günler… Dizimiz yara olurdu, zincir atardı, lastik patlardı ama yine de ertesi gün o bisikletin üzerindeydik.

Şimdi bisiklete biraz başka bir gözle bakalım.

Çünkü bisiklet yalnızca çocukluk hatırası veya ulaşım aracı değil. Doğru parkurlarda yapıldığında ciddi bir doğa sporu ve aynı zamanda bir şehri keşfetmenin en güzel yollarından biri.

Elazığ da bunun için hiç fena bir yer değil.

Dağımız da Var, Yolumuz da

Dağ bisikletinin güzel tarafı asfalt aramaması.

Hatta asfalt bittiğinde asıl macera başlıyor.

Toprak yollar, inişler, çıkışlar, köy yolları, dağ etekleri ve patikalar… Bazen yorucu bir tırmanış, hemen ardından insanın yüzüne rüzgârı vuran uzun bir iniş.

Elazığ’ın coğrafyasını düşününce aslında önümüzde doğal bir bisiklet parkuru olduğunu söylemek çok da abartılı olmaz.

Hazarbaba ve Sivrice çevresi, Harput’un kırsal yolları, Keban ve Palu tarafları başta olmak üzere şehrimizin farklı noktalarında bisiklet sporuna uygun güzergâhlar oluşturulabilir.

Burada önemli olan, “Bisiklete binilecek yerimiz var mı?” sorusundan çok, “Bu yerleri neden belirli rotalara dönüştürmüyoruz?” sorusunu sormak.

Çünkü bir toprak yol, kendi başına turizm ürünü değildir.

Ama o yolun başlangıç ve bitiş noktası belirlenir, uzunluğu ölçülür, zorluk derecesi ortaya konulur, yönlendirmeleri yapılır ve haritası hazırlanırsa artık o yolun bir adı vardır:

Bisiklet rotası.

Hazar Gölü’ne Pedal Çevirerek Gitmek

Mesela bir hafta sonu düşünün.

Sabah erken saatlerde bisikletler hazırlanmış. Küçük bir grup Sivrice’de buluşuyor. Hava henüz sıcak değil. Bir tarafta Hazar Gölü, diğer tarafta dağlar…

Pedallar dönmeye başlıyor.

İlk birkaç kilometre herkes gayet neşeli.

Yokuş başlayınca sohbet biraz azalıyor tabii.

Çünkü doğa sporlarının değişmeyen bir kuralı vardır: Yokuşta herkes kendi derdine düşer.

Ama zirveye veya rotanın sonuna ulaşıp arkanızı döndüğünüzde gördüğünüz manzara, çektiğiniz bütün yorgunluğu unutturur.

İşte dağ bisikletinin insana verdiği duygu biraz böyle.

Bir yere otomobille ulaşmakla, kendi gücünüzle pedal çevirerek ulaşmak aynı şey değil.

Birinde manzarayı görürsünüz.

Diğerinde o manzaraya emeğinizle ulaşırsınız.

Gençleri Doğayla Buluşturmanın Bir Yolu

Bu sporun Elazığ açısından önemli olabileceğini düşündüğüm başka bir tarafı daha var: gençler.

Gençlere sürekli ne yapmamaları gerektiğini söylüyoruz.

Telefonu bırak.

Bilgisayarın başından kalk.

Evde oturma.

Peki sonra?

Yerine ne koyuyoruz?

Bisiklet tam da burada güzel bir seçenek olabilir.

Güvenli rotalar oluşturulsa, gençlere yönelik bisiklet grupları ve hafta sonu etkinlikleri düzenlense, başlangıç seviyesinden ileri seviyeye kadar farklı parkurlar belirlense şehirde bambaşka bir hareketlilik oluşabilir.

Hatta okullar ve spor kulüpleri de bu çalışmaların içine dâhil edilebilir.

Çünkü spor alışkanlığı çoğu zaman yetişkinlikte değil, çocukken ve gençken kazanılıyor.

Bir de Turizm Tarafı Var

Dünyada bisikletiyle şehir şehir, hatta ülke ülke gezen ciddi bir kitle var.

Bu insanlar yalnızca güzel manzara aramıyor. Güvenli, işaretlenmiş ve hikâyesi olan rotalar arıyorlar.

İşte Elazığ’ın üzerinde düşünmesi gereken konu tam olarak bu.

Bir rota Hazar Gölü çevresinde ilerleyebilir.

Bir başkası Harput’un tarihi dokusunu kırsal alanlarla buluşturabilir.

Başka bir güzergâh Palu’da tarih ve doğayı aynı parkurda bir araya getirebilir.

Böylece gelen kişi sadece bisiklete binmez; Elazığ’ı görür, ilçelerini tanır, yemeklerini tadar, konaklar ve alışveriş yapar.

Yani yine aynı noktaya geliyoruz:

Doğa sporu yalnızca spor değildir.

Doğru değerlendirildiğinde turizmdir, tanıtımdır ve yerel ekonomiye katkıdır.

Ama Önce Güvenlik

Dağ bisikleti “bisikleti aldım, dağa çıktım” kadar basit düşünülmemeli.

Kask başta olmak üzere uygun koruyucu ekipman kullanılmalı, bisikletin teknik bakımı yapılmalı ve kişinin kondisyonuna uygun rota seçilmeli. Özellikle bilinmeyen parkurlarda tek başına hareket etmek yerine grup hâlinde ve güzergâh bilgisiyle yola çıkmak çok daha doğru.

Çünkü doğada cesaret önemlidir ama tedbir her zaman bir adım öndedir.

Belki de Bir Gün…

Bir hayal kuralım.

Elazığ’da her yıl düzenlenen büyük bir dağ bisikleti festivali olsun.

Türkiye’nin farklı şehirlerinden bisikletçiler gelsin.

Harput’tan başlayan, Hazar’a uzanan veya Palu’nun tarihi dokusunun içinden geçen farklı kategorilerde rotalar oluşturulsun.

Yol kenarında çocuklar sporcuları izlesin. Gençler bisiklete merak salsın. Esnaf hareketlensin. Yarışmacılar Elazığ’dan çektikleri görüntüleri paylaşsın.

Sonra birisi o fotoğraflardan birini görüp arkadaşına göndersin:

“Burası neresi?”

Cevap kısa olsun:

Elazığ.

Aslında bu köşede birkaç haftadır anlatmaya çalıştığım şey de tam olarak bu.

Başka bir Elazığ inşa etmekten söz etmiyorum.

Elimizdeki Elazığ’ı başka bir gözle görmeye çalışıyorum.

Dağımız var.

Gölümüz var.

Yolumuz, tarihimiz, doğamız var.

Bazen eksik olan şey imkân değil, fikirdir.

Bu hafta bisikletimizin pedalına bastık.

Yol biraz taşlı, biraz yokuşlu olabilir.

Ama güzel yolların hepsi dümdüz olmak zorunda değil.

Bazen insanı en güzel manzaraya çıkaran yol, biraz terleten yoldur.

Yazarın Diğer Yazıları