İlknur Tabak Mutlu

Bir Geceyi Doğaya Bırakmak: Elazığ'da Kamp

İlknur Tabak Mutlu


Son birkaç yazıdır Elazığ’ı başka türlü keşfetmeye çalışıyoruz. Yürüdük, gökyüzüne çıktık, Hazar’ın sularına kürek vurduk, dağ yollarında pedal çevirdik.

Bu hafta biraz duralım.

Çadırımızı kuralım, ateşimizin başına oturalım ve geceyi doğaya bırakalım.

Konumuz kampçılık.

Kamp denildiğinde benim aklıma ilk olarak sessizlik geliyor. Ama şehirde alıştığımız sessizlikten değil. İçinde rüzgârın, kuşların, yaprakların ve gecenin seslerinin olduğu başka türlü bir sessizlik…

Hele bir de telefonun çekmediği bir yere denk geldiyseniz geçmiş olsun!

İlk yarım saat ne yapacağınızı bilemezsiniz, sonra bunun aslında ne büyük nimet olduğunu anlarsınız.

Elazığ’da Kamp İçin Uzağa Gitmeye Gerek Yok

Bazen sosyal medyada öyle kamp görüntüleri görüyoruz ki insan “Böyle bir yerde bir gece kalabilmek için kim bilir kaç kilometre yol gitmek gerekir?” diye düşünüyor.

Sonra dönüp kendi memleketimize bakıyoruz.

Hazar Gölü var.

Hazarbaba var.

Keban var.

Palu var.

Dağlarımız, vadilerimiz, kırsal alanlarımız var.

Yani doğayı aramak için çok uzağa gitmemize gerek yok. Bazen aradığımız şey birkaç saat değil, birkaç kilometre ötemizde.

Özellikle Hazar Gölü çevresinde sabahın ilk ışıklarına uyanmanın nasıl bir his olduğunu tahmin etmek zor değil.

Akşam gölün kıyısında güneşin batışını izleyip gece yıldızların altında oturmak, sabah da çadırın fermuarını açtığınızda karşınızda Hazar’ı görmek…

Beş yıldızlı otel değil belki.

Ama milyon yıldızlı bir manzara var.

Bence fena bir takas sayılmaz.

Kamp Sadece Çadır Kurmak Değil

Kampçılığı birkaç arkadaşın mangalını alıp doğaya gitmesiyle karıştırmamak gerekiyor.

Gerçek kamp kültürünün temelinde doğayla uyum içinde yaşamak var.

Gittiğin yeri kirletmemek, ateş yakılması yasak veya riskli bir alanda ateş yakmamak, çevredeki canlılara zarar vermemek, çöplerini toplamak ve mümkün olduğunca bulunduğun yeri geldiğin hâliyle bırakmak…

Hatta mümkünse biraz daha temiz bırakmak.

Ne yazık ki bazı doğal alanlarımızda bunun tam tersini görüyoruz.

İnsan geliyor, doğanın güzelliğinden faydalanıyor, yemeğini yiyor, çayını içiyor; giderken poşetini, şişesini, ambalajını olduğu yerde bırakıyor.

Sonra da “Buralar eskiden daha güzeldi” diyoruz.

Doğa kendi kendine kirlenmiyor.

Bunu kabul etmek lazım.

Çocuklarımızın da Biraz Toprağa Basması Gerekiyor

Kampçılığın özellikle çocuklar ve gençler açısından ayrı bir değeri olduğunu düşünüyorum.

Bugün çocukların dünyasında tablet, telefon, oyun konsolu ve sosyal medya fazlasıyla yer kaplıyor.

Bir çocuğu bir geceliğine bile doğaya götürdüğünüzde başka bir dünyanın kapısını açıyorsunuz.

Çadır kurmayı öğreniyor.

Gökyüzüne bakıyor.

Belki hayatında ilk defa bu kadar çok yıldızı aynı anda görüyor.

Sabah kuş sesiyle uyanıyor.

Toprağa basıyor, böcek görüyor, ateşin başında oturuyor.

Ve büyük ihtimalle ilk birkaç saat boyunca size aynı soruyu soruyor:

“İnternet çekiyor mu?”

Çekmiyor.

Zaten biraz da mesele bu.

Çocuklarımızın doğayı belgesellerden değil, dokunarak tanımasını sağlamamız gerekiyor. Çünkü insan tanımadığı şeyi sevmez, sevmediği şeyi de korumaz.

Elazığ Kamp Turizminden Pay Alabilir

Kampçılık artık dünyada başlı başına bir turizm alanı.

Karavanıyla veya çadırıyla seyahat eden, rotasını doğal alanlara göre belirleyen ciddi bir kitle var.

Elazığ neden bu insanların rotasında daha fazla yer almasın?

Bunun için her yere beton dökmeye de gerek yok.

Tam tersine, doğayı mümkün olduğunca bozmadan; güvenli kamp noktalarının belirlenmesi, temel ihtiyaç alanlarının oluşturulması, yönlendirmelerin yapılması ve çevrenin düzenli korunması yeterli bir başlangıç olabilir.

Hazar çevresinde kontrollü kamp alanları, karavan noktaları ve doğa sporlarıyla bağlantılı rotalar oluşturulduğunu düşünün.

İnsan sabah bisiklete binsin, gün içinde trekking yapsın, akşam çadırına dönsün.

Böylece daha önce bu köşede anlattığımız sporların hepsi aslında birbirine bağlanıyor.

Çünkü doğa turizminin güzelliği burada.

Tek bir faaliyetten değil, bir yaşam biçiminden söz ediyoruz.

Bir Gece Deneyin

Kamp yapmak için profesyonel bir dağcı olmanız gerekmiyor.

İlk kez yapacaksanız güvenli ve izin verilen bir alan seçin. Hava durumuna bakın. Yanınıza yeterli su, uygun kıyafet, fener, temel ilk yardım malzemeleri ve ihtiyacınız olacak ekipmanları alın. Ateş konusunda da bulunduğunuz dönemdeki yasaklara ve uyarılara mutlaka uyun.

Sonra çadırınızı kurun.

Telefonu biraz kenara bırakın.

Çayınızı alın ve oturun.

Bir süre hiçbir şey yapmayın.

Garip gelecek.

Çünkü artık hiçbir şey yapmadan durmayı bile unutmuş durumdayız.

Sonra başınızı kaldırıp gökyüzüne bakın.

Belki o anda şunu fark edeceksiniz:

İnsan bazen dinlenmek için daha konforlu bir yere değil, daha sade bir yere ihtiyaç duyuyor.

Bu köşede Elazığ’ı keşfetmeye devam edeceğiz.

Ama bu hafta acelemiz yok.

Çadırımız kurulu.

Hazar karşımızda.

Gökyüzü de yıldızlarla dolu.

Varsın şehir bizi bir gece beklesin.

Yazarın Diğer Yazıları