Kalabalıklar İçinde Kaybolan İnsan
Merve Taşel Öztekin
Bir zamanlar insanlar kapılarını kilitlemeden uyur, komşusunun derdini kendi derdi bilirdi. Bir fincan çayın etrafında saatlerce edilen sohbetler, omuza dokunan bir el, “Ben yanındayım.” diyen tek bir cümle, insana dünyaları verirdi. Bugün ise teknolojiyle birbirimize hiç olmadığı kadar yakınız ama yüreklerimiz belki de hiç olmadığı kadar uzak.
Sokaklar kalabalık, şehirler gürültülü, telefon rehberlerimiz yüzlerce isimle dolu… Ama gece başını yastığa koyduğunda gerçekten arayabileceği kaç insanı var bir insanın? İşte asıl yalnızlık da burada başlıyor.
Günümüzde insanlar yalnız çünkü artık kimse gerçekten dinlemiyor. Herkes anlatıyor ama çok az kişi anlamaya çalışıyor. Bir dost sohbetinin yerini kısa mesajlar, samimi ziyaretlerin yerini birkaç saniyelik sosyal medya beğenileri aldı. Oysa insanın ihtiyacı bir “beğeni” değil, içten gelen bir “Nasılsın?” sorusudur.
Belki de en büyük eksikliğimiz, birbirimize karşı sabrımızı kaybetmiş olmamızdır. İnsanlar artık karşısındakinin yükünü omuzlamak yerine, kendi yükünden kaçmanın telaşında. Kimse kimsenin gözündeki hüznü fark etmiyor. Çünkü herkes kendi yalnızlığıyla mücadele ediyor.
Kötü gün dostluğu da eski anlamını yitirdi. Eskiden acılar paylaşıldıkça azalırdı. Şimdi insanlar acılarını paylaşmaktan çekiniyor. Yargılanmaktan, küçümsenmekten ya da umursanmamaktan korkuyor. Bu yüzden en derin yaralarını sessizliğe emanet ediyorlar.
Oysa dostluk; sadece birlikte gülmek değildir. Asıl dostluk, biri konuşamıyorken sessizliğini anlayabilmektir. Yorulduğunda elinden tutabilmek, düştüğünde kaldırabilmek, hiçbir karşılık beklemeden “Ben buradayım.” diyebilmektir.
Belki de dünya bu kadar kötü bir yer olmadı hiç. Belki sadece insanlar, birbirlerinin kalbine uğramayı unuttu. Bir mesaj atmanın, bir kapıyı çalmanın, bir omuza dokunmanın ne kadar büyük bir iyilik olduğunu fark edemedik.
Herkes güçlü görünmeye çalışıyor ama aslında herkes biraz kırgın, biraz yorgun, biraz da yalnız. Kimileri bunu gülümseyerek saklıyor, kimileri sessizliğiyle.
Belki de değişim çok büyük adımlarla başlamayacak. Belki sadece yaşlı bir komşunun kapısını çalmakla, uzun zamandır aramadığımız bir dostu aramakla, “İyi ki varsın.” demekle başlayacak. Çünkü insanı hayata bağlayan şey, zenginlik ya da başarı değil; kendisini değerli hissettiren samimi insanlardır.
Unutmayalım…
Dünya, birbirini gerçekten dinleyen insanların omuzlarında güzelleşir. Bir dost eli, bazen en pahalı ilaçtan daha güçlüdür. Bir içten sarılış, bazen yıllardır taşınan yalnızlığı birkaç saniyede hafifletebilir.
Belki de bugün hepimizin yapması gereken tek şey, birinin hayatına küçük de olsa umut olmaktır. Çünkü iyilik bulaşıcıdır, samimiyet unutulmaz ve gerçek dostluk hâlâ bu dünyanın en büyük zenginliğidir.
Kalabalıklar içinde kaybolan insanın yeniden insana kavuşması dileğiyle…