Umut Tacirliği: Kalp Kırmanın En Kibar Yolu
Merve Taşel Öztekin
Hayatta bir insana verilebilecek en güzel hediye nedir diye sorsalar, çoğumuz hiç düşünmeden "umut" deriz. Doğrudur da. Umut, karanlık tünelin ucundaki o incecik ışıktır; insanı ayakta tutar, yaşama bağlar. Ancak bu kadar güçlü ve kutsal bir duygu, yanlış ellerde tehlikeli bir silaha da dönüşebilir. Özellikle de "bile bile" birini umutlandırıp, sonra o umudun altını boş bırakmak...
Bugün, hayatın her alanında karşımıza çıkan ama adı konulmamış bir kırgınlıktan, yani insanları boş yere umutlandırıp yanıltmaktan bahsetmek istiyorum.
Pembe Yalanların Ağır Faturası
Birini umutlandırmak genellikle kötü bir niyetle başlamaz. Bazen sadece karşımızdakini o an mutlu etmek, duymak istediği şeyi söylemek ya da "hayır" diyebilecek cesareti bulamadığımız için pembe yalanlara sığınırız:
Asla tutulmayacak sözler verilir.
Gelmeyecek iş teklifleri, kapısı hiç açılmayacak gelecek planları havada uçuşur.
"Hallederiz," denilerek ertelenen meseleler dağ gibi büyür.
O an için durumu kurtardığımızı, karşı tarafı rahatlattığımızı düşünürüz. Oysa yaptığımız şey, karşı tarafın omzuna çok daha ağır bir yük bindirmekten başka bir şey değildir. Çünkü gerçeklerin verdiği acı zamanla geçer, fakat ertelenmiş ve hayal kırıklığıyla sonuçlanmış bir umudun açtığı yara çok daha derin olur.
Gerçekçi Bir "Hayır", Sahte Bir "Belki"den İyidir
İnsanları yanıltarak umutlandırmak, aslında onların zamanını, enerjisini ve en önemlisi güven duygusunu çalmaktır. Bir insanın hayalleriyle oynamak, ona doğrudan zarar vermekten daha sinsidir. Çünkü sahte bir umuda tutunan insan, hayatını o umuda göre şekillendirir, planlar yapar ve bekler. Beklemek ise insanın içine ektiği en yorucu tohumdur.
Unutmayalım ki: Net bir "hayır" cevabı almak, insanı o an üzse de önünü görmesini sağlar. Yeni yollar aramasına, yaralarını sarıp ayağa kalkmasına alan açar. Ancak ucu açık, sahte beklentiler insanı dipsiz bir kuyuya hapseder.
Güven Toplumundan Şüphe Toplumuna
Bu durum sadece bireysel ilişkilerimizi değil, toplumsal bağlarımızı da zedeliyor. Birbirine güvenmeyen, herkesin sözünün altında bir "bit yeniği" arayan şüpheci bir topluma dönüşüyoruz. Sözün değerini kaybetmesi, insanlığın en büyük kayıplarından biridir.
Sözün özü; bir insana umut verirken iki kez düşünmeliyiz. Eğer arkasında duramayacaksak, gerçekleştiremeyecek gücümüz ya da niyetimiz yoksa, kimsenin hayal dünyasında geçici bir kahraman olmaya çalışmamalıyız.
Dürüstlük bazen soğuk ve mesafelidir ama sahte bir sıcaklığın getireceği hayal kırıklığından her zaman daha adildir. Birine verecek güzel bir haberimiz yoksa bile, en azından ona gerçeği borçluyuz.