Merve Taşel Öztekin

Kusurdan Önce İnsanı Görmek

Merve Taşel Öztekin

İnsanın en kolay yaptığı şeylerden biri, başkasının kusurunu görmektir. Bir cümlenin yanlışını, bir davranışın eksikliğini, bir insanın tökezlediği yeri hemen fark ederiz; sanki gözlerimiz, güzel olanı görmekten çok kusuru yakalamak için eğitilmiş gibidir. Oysa insan dediğin, biraz da eksikleriyle insandır.

Hepimiz zaman zaman yanlış konuşur, yanlış anlar, yanlış kararlar veririz. Kimi zaman yorgunluğumuz dilimize, kırgınlığımız davranışlarımıza yansır; bazen söylemek istemediğimiz bir sözü söyler, yapmak istemediğimiz bir şeyi yaparız ve sonra kendi içimizde defalarca düşünerek “Keşke böyle olmasaydı” deriz. Tam da bu yüzden, başkasının kusuruna bakarken biraz kendimizi hatırlamak gerekir.

Çünkü hoş görmek, yapılan her yanlışı doğru kabul etmek değildir; hoş görmek, insanın yanılabileceğini, eksilebileceğini, bazen kendini anlatmakta zorlanabileceğini kabul etmek ve bir hatayı görüp büyütmek yerine, o hatanın ardındaki insanı da görebilmektir.

Hepimizin hayatında, bir başkasının anlayışına ihtiyaç duyduğumuz zamanlar olmuştur. Birinin bize sert bir hüküm vermek yerine “Belki de bir nedeni vardır” dediği, bizi tek bir hatamızla tanımlamadığı o anların ne kadar kıymetli olduğunu, insan ancak kendisi anlaşılmaya ihtiyaç duyduğunda daha iyi anlar.

Çünkü bazı insanlar hayatımıza eleştirmek için değil, bizi olduğumuz hâlimizle anlayabilmek için girer; onlar kusurlarımızı görmezden gelmez, fakat kusurlarımızdan ibaret olmadığımızı bilir. Belki de gerçek olgunluk tam burada başlar; bir insanın yanlışını gördüğümüzde hemen hüküm vermemekte, bilmediğimiz hikâyelerin varlığını hatırlamakta ve her davranışın arkasında bizim bilmediğimiz bir yorgunluk, bir kırgınlık ya da sessizce verilen bir mücadele olabileceğini düşünmekte…

Hayat zaten yeterince sert. İnsanların birbirlerinin yaralarını büyütmek yerine, biraz olsun hafifletmeye ihtiyacı var. Herkesin eksiğini yüzüne vuracak birileri mutlaka bulunur; fakat kusurunu görüp onu incitmeden geçebilen, gördüğü yanlışa rağmen karşısındaki insanın kalbini koruyabilen insanlar çok daha azdır.

Oysa bazen susmak, bazen anlamaya çalışmak, bazen de yalnızca “olabilir” diyebilmek büyük bir erdemdir. Çünkü kusursuz insan arayan, sonunda yalnızca insanlığın kendisinden uzaklaşır. Herkesin bir yarası, bir korkusu, bir eksiği ve kimseye anlatmadığı bir hikâyesi vardır; dışarıdan gördüğümüz birkaç davranışla koca bir insanın hikâyesi hakkında hüküm vermek ise hayatı ne kadar da yüzeyden yaşadığımızı gösterir.

Biraz daha yavaş bakmalı insan; birinin yalnızca hatasına değil, bütününe bakmalı, bir cümlesine değil niyetine, bir anlık öfkesine değil yıllardır taşıdığı kalbine bakmalı. İnsanları değiştirmeye çalışmadan önce onları anlamayı denemeli, çünkü hoş görmek insanı küçültmez; aksine, insanın içindeki merhameti büyütür.

Belki de bu dünyada en çok ihtiyacımız olan şey, birbirimizin kusurlarını bulmak değil, birbirimizin kusurlarına rağmen birbirimizi sevebilmektir. Zira insanı insan yapan, kusursuz oluşu değil; kusurlarıyla var olurken yine de iyi kalmaya çalışmasıdır.

Bir gün hepimiz anlaşılmaya ihtiyaç duyacağız. Bir gün hepimiz bir hatamızla değil, niyetimizle görülmek isteyeceğiz. O gün geldiğinde, karşımızda nasıl bir dünya bulacağımız biraz da bugün başkalarına nasıl baktığımıza bağlı olacak. Bu yüzden insanlara kusurlarından tutunarak değil, kalplerinden bakmalı.

Çünkü bir insanın hatasını yüzüne vurmak kolaydır; asıl mesele, hatasını gördüğün hâlde onu incitmemeyi seçebilmektir.

Belki de geride bırakabileceğimiz en güzel iyilik, bir insanın kusurunu görüp onu yargılamak yerine, o kusurun ardındaki insanı görüp merhamet edebilmektir.

Herkesin kusurunu gören göz çoktur; asıl mesele, kusurun içindeki insanı görebilen bir kalbe sahip olmaktır.

Yazarın Diğer Yazıları