Nefesin Kıymeti, Soluksuz Kalınca Anlaşılır
Merve Taşel Öztekin
İnsan, hayatın en büyük nimetlerini çoğu zaman en sıradan şeylerin içinde aramayı unutur. Her gün defalarca aldığımız bir nefesin, aslında bize verilmiş en büyük armağanlardan biri olduğunu düşünmeyiz. Çünkü alıştığımız her şey zamanla sıradanlaşır; elimizde olanın değerini, çoğu zaman onu kaybetme ihtimaliyle karşılaştığımızda anlarız. Oysa nefes almak bayramdır, insan bunu soluksuz kaldığında değil, henüz nefes alabiliyorken fark edebilmelidir.
Her gün nefes alırız ve bunu hiç düşünmeyiz. Nefes almak bizim için o kadar doğal, o kadar sıradandır ki üzerine bir teşekkür bile etmeyiz. Oysa bir an nefesimiz kesildiğinde dünyanın bütün telaşı bir anda anlamını yitirir. Para, makam, kırgınlıklar, yetişilecek işler, ertelenen planlar… Hepsi bir kenara çekilir ve insanın aklında yalnızca tek bir şey kalır: Bir nefes daha. İşte o an anlarız ki hayatın en büyük zenginlikleri, çoğu zaman farkına bile varmadığımız şeylerin içinde saklıdır.
Belki de insanın en büyük yanılgısı, sahip olduklarını hep var olacak sanmasıdır. Sağlığımızı, sevdiklerimizi, evimizin huzurunu, sabah gözlerimizi açabilmeyi, istediğimiz yere yürüyebilmeyi, sevdiğimiz insanın sesini duyabilmeyi sıradanlaştırırız. Sonra hayat bize küçük bir duraklama yaşatır ve anlarız ki sıradan sandığımız şeylerin her biri aslında büyük bir nimettir.
İnsan bazen mutluluğu çok uzaklarda arıyor. Daha güzel bir evde, daha fazla parada, daha yüksek bir makamda, daha kalabalık sofralarda… Oysa mutluluk çoğu zaman gözümüzün önünde, sessizce duruyor. Sağlıklı bir beden, huzurlu bir ev, sevdiğimiz insanların yanımızda olması ve sabah yeni bir güne uyanabilmek, hayatın bize her gün sunduğu küçük bayramlardır. Fakat biz bunları bayram olarak görmüyoruz; çünkü insan, alıştığı güzelliklerin değerini fark etmekte zorlanıyor.
Bir gün yürüyemeyen, yürüyebilmenin ne büyük özgürlük olduğunu anlıyor. Bir gün sağlığı bozulan, sağlıklı geçen günlerin ne büyük zenginlik olduğunu fark ediyor. Birini kaybeden, o insanla yapılan sıradan bir sohbetin bile aslında ne kadar değerli olduğunu hatırlıyor. Soluksuz kalan insan ise daha önce hiç düşünmeden aldığı nefesin, dünyanın en güzel armağanlarından biri olduğunu anlıyor. Belki de hayat bize sürekli aynı şeyi hatırlatıyor: Kıymetini bilmek için kaybetmeyi bekleme.
Bugün nefes alıyorsak, bugün sevdiklerimizin sesini duyabiliyorsak, bugün bir sofraya oturabiliyor, bir çocuğun gülüşünü görebiliyor, gökyüzüne bakabiliyorsak hayat hâlâ bize kutlanacak çok şey veriyor demektir. Her şeyin kusursuz olmasını beklemeye, bütün sorunların bitmesini bekleyerek yaşamayı ertelemeye gerek yok. Çünkü bazen hayat, bütün eksikliklerine rağmen kutlanmaya değecek kadar güzeldir.
Bir nefes, bir sabah, bir fincan çay, sevdiğimiz birinin “Nasılsın?” diye sorması, eve döndüğümüzde bizi bekleyen bir ışık… Bunların her biri, fark edene bayramdır. Belki de biraz yavaşlamalı, sahip olduklarımızı kaybetmeden sevmeyi ve değerini bilmeden önce fark etmeyi öğrenmeliyiz. Çünkü hayat, eksilenlerin ardından ağıt yakmaktan çok, elimizde kalanların kıymetini bilmekle güzelleşiyor.
Nefesin kıymetini anlamak için soluksuz kalmayı beklememeli insan. Çünkü bazı nimetlerin değeri, kaybedildiğinde değil, hâlâ elimizdeyken bilinirse hayat gerçekten bayrama dönüşür.