Gürhan Gürses

Baykuş Nurdan Rencide Olur

Gürhan Gürses

Besmelesiz günlere kaldık, beslemelilerin de diline. Sonumuz hayrola inşallah!

Tavrımız net, duruşumuz besbelli: Kimsenin en kıymetlisine laf söylemeyiz, kimse de bizim en kıymetlimize mizah adı altında laf söyleyemez. Kimsenin inancına hakaret etmeyiz, kimse de inancımıza hakaret edemez.

Durup dururken neden böyle lafügüzaflar sarf edilip paylaşılır? Tepkiler kaos ve kargaşa isteyenlerin ekmeğine yağ sürecek şekilde olmamalı ama asla bu mevzuda da susulmamalıdır.

Şikâyetnamedir bu. Halimizi beyan edip itizar diliyorum bütün insanlar adına. Özrümüz kabahatimizden büyük ama affedilmek umudu var o kapıda. O kapı düşkünlerin, perişanların, pejmürdelerin, mecnunların da kapısıdır. O kapı el açan, kalben dua eden, inanan ve inandığını yaşayanların umududur. O  kapı rabbe açılan kapıdır. Girmeniz gerek; tokmağı, zili yoktur. Suyun üzerindeki gül yaprağıdır, yanaktaki tebessümdür, kalpteki noktadır. Lakin ciğersizlerle de aynı havayı teneffüs etme zulmündeyiz. Cahil cühelanın ağzından çıkanlar sadece onların zillet halidir ve o zillet haline illetiz. Zihniyeti bozuksa lağımdır hak ettiği, kuburdur denkliği.

Öyle bir mevsimine denk geldik ki bu âlemin her şey ters yüz olmuş. İnsanlık evvela, güzellik, zarafet, ahlak, erdem... Say say bitmez. Tükeniyoruz günbegün, elimiz ayağımıza dolanıyor, aklımız dilimize takılıyor, gönlümüz heva olana meylediyor.

Bu bir şikâyetnamedir, bir durum ifadesidir, bir hal tercümesidir. Perişanız da farkında değiliz. Harabız da bunu idrakten gafiliz. Kalbi nifak tohumlarıyla dolu olana toprak verme rabbim, kurak gönüllerinde dikenler boy versin ve batsın çöl yüreklerine. Dilleri lal olsun, kalemleri kırılsın, fırçaları körelsin. 

Öyle bir vakte erdi ki ömrümüz ne desem dolu değil! Baharda akan coşkun seller gibi başımızı oradan oraya vurarak boz bulanık akıyoruz. Yatağımız da belli değil, kavuşacağımız okyanusumuz da!

Allah korkusu yok insanlarda, zulüm geçer akçe olmuş. Ahlak sadece beş harften oluşan bir sözcük olarak kalmış lügatlerde, yaşama dair uygulamalar da yok! Sesimiz kısıldı her nedense, sustuk;  dut yemiş bülbül bile bizden daha geveze görünür oldu bu olaylar karşısında. Onların adaleti sadece kendileri içindir mazlumlar için değildir. Gazze’de açlıktan insanlar ölüyor. Ekmek yok, su, ilaç, yok da yok. Bu duruma şahit olan dünya yok, insan yok! 
Din adına sahte işler yapılıyor. Hacılar hocalar manevi yönden değil de maddi yönden zenginleşiyor. Efendiler hanımefendiler koltuk için dünyaya ait olana meylediyor. Boğazımıza kadar dünyaya batmışız da haberimiz yok. Bir lokma bir hırka diyen nesli masal kahramanı olarak görüyoruz bugün. Milyon elbise, ayakkabı, kap kacak, üst baş, ev araba, makam mevki derdiyle o kadar hoşuz ki Fuzuli lisanınca “el çek yaramdan tabip” diyoruz.

Dünya malı eteğimize yapışıp kalıyor ve adeta bizleri gölge olana mıhlıyor. İç karartıcı, mide bulandırıcı, zihin karıştırıcı bir vakte girdik. Değerler altüst oldu, edep kalktı göç eyledi bizim illerden, sular kirlendi, ekmekler bozuldu, insanlar insanlıktan çıktı ve tüm bunlar yetmezmiş gibi mizah kılıfı altında mendeburlar kutsal kitabımıza hakaret ediyor. Gerçi baykuş nurdan rencide olurmuş.

“Ebu Leheb öldü, diyorlar
Ebû Leheb ölmedi, yâ Muhammed
Ebû Cehil kıt’alar dolaşıyor!" Ebu Leheb ölmedi yaşıyor ülkemde. Ağzı salyalı ve kin kusuyor. Her fikrin yobazından, her inancın gericisinden neler çekti insanlık. İşin, milleti ayağa kaldırmak ve milletin kutsalına hakaret etmek mi? Bu özgürlük değil öküzlüktür. O zaman herkes kendisi gibi olmayana hakaret etsin, saydırsın. Âlemin özü olan insanın yaradılış hikâyesini dahi kavrayamadık ve âlemin özü rabbin sözü kitabımıza da kendi bahçesinde gübre dahi olamayan biri bugün kalkmış sataşıyor.

Tenler karaydı ama kalpler nurluydu asrısaadette. Bugün tenler beyaz ama kalpler kapkara! Fikirler katran, hisler zift... Canlar gidiyor yok yere, heba oluyor şehirler, talan ediliyor insanlık. Hiç bu kadar aleni olmamıştı kasaplık! Şikâyetim var âlemden, zamane Fuzuli’yim ben de.  İnsanlardan yana şikayetim var.  İnsanlığımızdan utanıyoruz açlıktan ölenleri görünce. Zulme uğrayanlara şahit olunca Müslümanlığımızdan utanıyoruz. Kutsalımıza hakaret edilince susuyoruz. Herkesin dilsiz olduğu yerde avazımızın çıktığı kadar bağırıyoruz “Uysal koyun değiliz." diye.

Yeryüzündeki hiçbir insanın kutsalı, inancı ne olursa olsun, kıymetlisi kim olursa olsun dalga geçilecek, alaya alınacak bir mevzu asla değildir. Zaten bunu anlamak istemeyen de taş duvardır.

Yazarın Diğer Yazıları