Merve Taşel Öztekin

İyi İnsan Olmanın Sessiz Güzelliği

Merve Taşel Öztekin

İyi insan olmak, hiç hata yapmamak ya da her zaman doğru kararlar vermek değildir. Asıl mesele, insanın kendi yanlışlarıyla yüzleşebilmesi, eksiklerini görebilmesi ve her şeye rağmen daha iyi biri olmak için çaba göstermesidir. Çünkü insanı değerli kılan, kusursuzluğu değil, kusurlarını fark edip değiştirebilme cesaretidir. Kendini geliştirmeye çalışan, düştüğünde kalkmayı bilen, kırdığında onarmaya gayret eden insan, iyiliğin en gerçek hâlini taşır içinde.

Pişmanlık duyabilmek, insanın kalbinin hâlâ kendisiyle konuştuğunun işaretidir. Elbette her pişmanlık bir hatayı telafi etmeye yetmez ama hatasını fark eden insan için yeni bir kapı aralanır. Önemli olan, yapılan yanlışın ardından yalnızca üzülmek değil, aynı yanlışı tekrarlamamak için kendine bir söz verebilmektir. Çünkü pişmanlık, davranışlarımızı değiştirdiğinde anlam kazanır. Dün yaptığımız bir hatadan bugün daha anlayışlı, daha dikkatli ve daha vicdanlı biri olarak çıkabiliyorsak, yaşadıklarımız bize bir şey öğretmiş demektir. İnsan bazen en büyük derslerini, en çok üzüldüğü anlarda öğrenir.

Bir de utanma duygusu vardır ki insanın iç dünyasında sessizce nöbet tutar. Başkasını incittiğinde, haksızlık yaptığında ya da birinin hakkını gözetmediğinde kendini sorgulayabilmek, insan olmanın önemli bir parçasıdır. Elbette utanmak, insanın kendisini değersiz görmesi ya da sürekli suçluluk duyması değildir. Asıl mesele, vicdanın sesini duyabilmek ve davranışlarının sorumluluğunu üstlenebilmektir. Bugün birçok insan başkalarının yanlışlarını sayıp dökmekte oldukça başarılıyken kendi hatalarıyla yüzleşmekte zorlanıyor. Oysa insanın kendisine de başkasına gösterdiği kadar dürüst olması gerekir. Çünkü insanı büyüten, başkalarının kusurlarını görmek değil, kendi eksikleriyle yüzleşebilmektir.

İyiliğin en sade ama en anlamlı göstergelerinden biri de dilimizden eksik etmediğimiz birkaç güzel sözdür: Lütfen, teşekkür ederim, özür dilerim… Söylemesi birkaç saniye süren bu kelimeler, bazen bir insanın bütün gününü güzelleştirebilir. Birinden bir şey isterken lütfen diyebilmek, gördüğümüz bir iyiliğin ardından teşekkür etmek, kırdığımız bir kalbin karşısında özür dilemek, karşımızdaki insana değer verdiğimizi gösterir. Ne yazık ki bazen bu kadar basit davranışları bile gereksiz görür, nezaketi bir zayıflık gibi algılarız. Oysa nezaket, insanın kendisine duyduğu saygının başkasına yansımasıdır. İnsan, karşısındakine nasıl davrandığıyla yalnızca onu değil, kendi karakterini de anlatır.

Üstelik iyi olmak, büyük işler başarmayı ya da herkese yardım etmeyi gerektirmez. Bazen bir insanı dikkatle dinlemek, bazen kimsenin görmediği bir iyiliği yapmak, bazen de söyleyebileceğimiz kırıcı bir sözden vazgeçmek yeterlidir. Çünkü iyilik her zaman yüksek sesle konuşmaz; çoğu zaman sessizce yaşanır. Bir insanın kalbini incitmemek için kelimelerini seçmesinde, yanlış yaptığında kendini savunmak yerine hatasını kabul etmesinde, kendisine yapılan bir iyiliği unutmamasında saklıdır. İyi insan, her zaman haklı çıkan değil, gerektiğinde haklı olmaktan vazgeçip gönül almayı bilen insandır.

Belki de hepimizin kendimize zaman zaman sorması gereken birkaç soru vardır: Daha iyi biri olmak için bugün ne yaptım? Kimi istemeden kırdım, kimin gönlünü almayı ihmal ettim? Hangi davranışımı değiştirmem gerekiyor? Bu soruların cevapları her zaman kolay olmayabilir. Ancak insanın kendisini sorgulaması, kendine düşman olması değil, kendini daha iyi tanımasıdır. Çünkü gelişmek, önce eksiklerini kabul etmekle başlar. Kendini kusursuz gören insanın öğrenecek pek az şeyi kalır; her gün biraz daha iyisini yapmaya çalışan insanın ise önünde daima yeni bir yol vardır.

Unutmamak gerekir ki dünya, kusursuz insanların değil, hatalarına rağmen iyiliği seçmeye devam eden insanların omuzlarında güzelleşir. Hepimiz zaman zaman yanlış yapabilir, öfkemize yenilebilir, istemeden bir kalbi kırabiliriz. Bizi birbirimizden ayıran, hiç hata yapmamamız değil; hatalarımızın ardından ne yaptığımızdır. Kimi insan yanlışını örtmek için bahaneler üretir, kimi de yanlışını kabul edip kendini değiştirmeye çalışır. İşte insanın gerçek değeri, tam da bu noktada ortaya çıkar.

Belki de iyi insan olmanın sırrı, her gün kendimize şu soruyu sorabilmektir: Bugün dünden daha iyi bir insan olabildim mi? Bu soruya her zaman gönül rahatlığıyla cevap veremeyebiliriz. Fakat cevabımız ne olursa olsun, yarın yeniden denemek elimizdedir. Çünkü iyilik, bir kez ulaşılıp geride bırakılan bir durak değil, insanın ömrü boyunca yürüdüğü bir yoldur. Bu yolda bazen tökezler, bazen yanılır, bazen de başkalarının hayatına hiç ummadığımız kadar güzel dokunuşlar yaparız. Önemli olan, bütün bunların içinde vicdanımızı kaybetmemek ve daha iyi bir insan olma isteğini içimizde yaşatmaktır.

Çünkü günün sonunda insanı gerçekten güzel kılan; ne sahip oldukları, ne başardıkları ne de başkalarının gözünde nasıl göründüğüdür. Asıl güzellik, kendi yanlışını görebilen bir vicdanda, pişmanlık duyabilen bir yürekte, gerektiğinde özür dilemeyi bilen bir dilde ve her şeye rağmen iyiliğe inanmaya devam eden bir kalpte saklıdır. İnsan, daha iyi biri olmak için çabaladığı sürece güzelleşir; dünyayı güzelleştiren de tam olarak bu çabadır.

Yazarın Diğer Yazıları