Merve Taşel Öztekin

Hayatın Tadını Ertelemeyelim

Merve Taşel Öztekin

Hayat, çoğu zaman yetişmeye çalıştığımız işler, bitmeyen sorumluluklar ve geleceğe dair kurduğumuz hayaller arasında sessizce akıp gider. Bir şeyleri düzeltmek, eksiklerimizi tamamlamak, daha iyi şartlara ulaşmak için çabalarken elimizde olan güzellikleri fark etmeyi unuturuz. Oysa insanın ömrü, her şeyin yoluna girmesini bekleyerek geçiremeyeceği kadar kısadır. Çünkü hayatın tadını çıkarmak için bütün sorunların çözülmesini, bütün kapıların açılmasını ya da her şeyin istediğimiz gibi olmasını beklersek, belki de en güzel anlarımızı bekleyerek tüketiriz.
Facundo Cabral’ın sözünde hatırlattığı gibi, tadını çıkaracağımız o kadar çok şey var ki… Kışın karı, baharın çiçekleri, bir fincan kahvenin sıcaklığı, sevdiğimiz bir insanın içten gülümsemesi, uzun zamandır görmediğimiz bir dostla edilen sohbet, pencereden içeri süzülen güneş ışığı… Bazen mutluluk, büyük hayallerin gerçekleşmesinde değil, gözümüzün önünde duran küçük güzellikleri fark edebilmekte saklıdır. Ne var ki insan, çoğu zaman sahip olduklarının kıymetini onları kaybetme ihtimaliyle karşılaştığında anlar. Oysa bir gün sıradan diye geçtiğimiz anları özleyeceğimizi bilsek, belki de bugün daha dikkatli bakar, daha çok sarılır ve daha içten yaşardık.
Hayatın her mevsiminin kendine özgü bir güzelliği vardır. Kışın soğuğunda bir sıcaklık arar, baharda yeniden yeşeren dallara umut bağlarız. Fakat mesele yalnızca güzel günleri sevmek değildir; zor günlerin içinden de kendimize ait bir anlam çıkarabilmektir. Çünkü hayat, her zaman güneşli günlerden ibaret olmaz. Bazen içimizi üşüten ayrılıklar, yoran mücadeleler ve cevabını bulamadığımız sorularla karşılaşırız. Yine de bütün bunların arasında bizi hayata bağlayan bir şeyler mutlaka vardır. Bazen bir evladın gülüşü, bazen sevdiğimiz birinin varlığı, bazen de her şeye rağmen yeniden başlayabileceğimizi bilmek… İnsan, hayatın yalnızca kolay taraflarını değil, zorlukların arasında saklanan güzelliklerini de görebildiğinde olgunlaşır.
Belki de en büyük yanılgımız, mutluluğu geleceğe ertelemektir. “Şu işim bitsin, biraz daha para biriktireyim, şartlarım düzelsin, her şey yoluna girsin, sonra kendime vakit ayırırım” derken günleri, ayları, hatta yılları geride bırakırız. Oysa hayat, biz bütün hazırlıklarımızı tamamlayana kadar beklemez. Çocuklarımız büyür, sevdiklerimiz yaş alır, mevsimler değişir ve bir daha aynı şekilde yaşayamayacağımız anlar sessizce geçip gider. Elbette hedeflerimiz olmalı, hayallerimizin peşinden gitmeli ve geleceğimiz için emek vermeliyiz. Fakat yarını kurmaya çalışırken bugünü kaybetmemeliyiz. Çünkü yarın için biriktirdiğimiz umutların anlamı, bugün yaşayabildiğimiz güzelliklerle çoğalır.
Bazen mutluluk için büyük değişimlere değil, küçük farkındalıklara ihtiyacımız vardır. Her sabah yeni bir güne uyanabilmenin, nefes almanın, sevdiklerimizin sesini duyabilmenin, bir sofranın etrafında toplanabilmenin ne kadar kıymetli olduğunu hatırlamak gerekir. Herkesin hayatında eksikler, kırgınlıklar ve içinden çıkamadığı meseleler vardır. Ancak eksiklerimize odaklanırken sahip olduklarımızı görmezden gelmek, hayatın bize sunduğu güzelliklere haksızlık etmektir. Her şey kusursuz olmak zorunda değildir; bazen kusurların arasında da yaşanmaya değer bir hayat vardır.
Unutmamak gerekir ki zaman, geri dönüşü olmayan en kıymetli hazinemizdir. Kaybettiğimiz parayı yeniden kazanabilir, yarım kalan işlerimizi tamamlayabilir, bazı hatalarımızı telafi edebiliriz. Fakat geçip giden bir günü, söylenmeyen bir sözü, ertelenmiş bir sarılmayı ya da doya doya yaşanmamış bir anı geri getiremeyiz. Bu yüzden sevdiklerimize sevgimizi göstermekten, güzel sözler söylemekten, içimizden geldiği gibi gülmekten ve kendimize küçük mutluluklar armağan etmekten vazgeçmemeliyiz. Hayatı yalnızca mücadele edilecek bir yol olarak değil, her adımında keşfedilecek güzellikler barındıran bir yolculuk olarak görmeliyiz.
Belki de mesele, ömrümüze daha fazla gün sığdırmak değil, günlerimizin içine daha fazla hayat sığdırabilmektir. Kışın karını seyrederken üşümeyi, baharın çiçeklerini koklarken güzelliği, bir dostla konuşurken samimiyeti, sevdiklerimize sarılırken şükretmeyi bilmeliyiz. Çünkü her mevsim bir gün sona erer, her çiçek bir gün solar ve her an yerini bir başkasına bırakır. Geriye ise nasıl yaşadığımız, kimlerin kalbine dokunduğumuz ve hangi güzellikleri fark edebildiğimiz kalır.
Öyleyse hayatı hep bir sonraki güzel güne ertelemeyelim. Kışın karını, baharın çiçeklerini, yazın güneşini ve sonbaharın hüznünü de sevelim. Her şeyin mükemmel olmasını beklemeden, elimizdekilerin kıymetini bilerek yaşayalım. Çünkü dünya, tadını çıkarmayı bilenler için hâlâ sayısız güzellikle dolu. Ömrümüz kısa, mevsimler geçici, zaman ise bir kez akıp gitti mi geri dönmüyor. Hayatın bize sunduğu güzellikleri fark etmek için daha ne kadar bekleyeceğiz?

Yazarın Diğer Yazıları